DARWINİZM YERLE BİR OLDU - İSLAM DİNİ HAKİM OLACAK İNŞAALLAH
26 Aralık 2010 Pazar
YENİ BİLGİ YENİ KONU
Etiketler:
Adnan Oktar,
ahir zaman,
bediuzzaman said nursi,
bilgi,
din,
guncel,
Harun Yahya,
hazreti mehdi,
inanc,
islam ahlakı,
kitap,
makale,
mehdiyet,
yazar
8 Haziran 2010 Salı
REDDİN ARDINDAKİ KABUL
Darwinistlerin, red üsluplarının ardındaki gizleyemedikleri kabul çeşitli bilim adamları ve bizzat Darwinistler tarafından şu şekilde ifade edilmektedir.
Biyolog William Fix:
Araştırmanın ön planında olan bilim adamları klasik Darwinizm'e öldürücü bir darbe vurmuştur. Bu haberi doğrudan insanlara veremiyorlar, bunu yalnızca teknik yazılarına ve gizli tavsiyelerine saklıyorlar.
Darwinist antropolog Robert A. Martin:
1972 yılında, Amerikan Doğa Tarihi Müzesi'nden Niles Eldredge ve Harvard Üniversitesi'nden Stephen Jay Gould, "sıçramalı evrim" kavramını ortaya atan bir makale yayınladı. Evrim yavaş, düzenli ve aşamalı bir şekilde ilerliyor ise, bu durumda türler arasında bulunması gereken tüm ara geçiş formlarının nerede olduğunu sordular. Belki de bunları bulmanın bu kadar zor olmasının nedeni, aslında mevcut olmamalarıdır.
Illinois Üniversitesi ekoloji bölümünden Darwinist T. H. Frazzetta:
Her geçen yıl, evrimin oldukça basit görüşleri çöküşe doğru gitmeye devam ediyor.
Fransız Darwinist Jean Pierre Lehman:
Geçmişteki klasik haliyle Darwinizm artık enkaza dönüşmüştür.
Bilim editörü Darwinist Gordon Rattray Taylor:
Toplanan deliller biyologların keşfettiği muhteşem biçimde koordine edilen yapıların ve mükemmel uyum gösteren davranışların açıklanması için tesadüflerin yeterli olmadığını gösteriyor. İki Amerikalı biyoloğun kısa süre önce açıkladıkları gibi: 'Asıl bulmaca, daha doğrusu evrim mekanizmasının ne olduğu problemi hiçbir çözüme ulaşmamıştır.
Kısaca, bir yüzyıldan daha uzun bir süredir biyoloji çevrelerinde hakim olan dogma çökmektedir.
Fizik profesörü Darwinist H. S. Lipson:
Canlı varlıkların herhangi bir özelliğinin oluşumunu açıklama yeteneğinden dolayı evrim teorisinden her zaman biraz şüphede olmuşumdur (örneğin zürafanın uzun boynu). Bu nedenle geçtiğimiz otuz yıldan fazla bir zaman içinde biyolojik keşiflerin evrim teorisine uyum gösterip göstermediğini anlamaya çalıştım. Fakat uyum gösterdiğini sanmıyorum. ... Bana göre, bu teori artık ayakta durmamaktadır.
Ekoloji ve evrim biyolojisi profesörü Darwinist E. O. Wiley:
(Norman) MacBeth evrime yeni bakış açısıyla bakmamızı ve insanlara ve gerekirse kendimize Darwinizm ve sentetik teori hakkında şüphelerimiz olduğunu, bu nedenle de tartışmaya açık olduğumuzu itiraf etmemizi önermektedir. Bence bunlar mükemmel önerilerdir.
Gazeteci Larry Witham:
Düzinelerce, düzinelerce bilim adamı ile röportaj yaptım. Kendi aralarında iken veya güvendikleri bir gazeteci ile konuştuklarında, "bu indirgenemez komplekslikte" veya "moleküler biyoloji kriz içinde" gibi ifadelerde bulunuyorlar, ama bunu toplum içinde açıkça dile getiremiyorlar.
İşte Darwinizm'in geldiği son nokta budur. Darwinistler yıllarca canla başla savundukları kendi teorilerinden artık şüphe etmektedirler. Darwinizm'in dünya aldatmacası artık sona ermiştir.
Darwinizm'in tutkulu taraftarları, belki de şimdiye dek Allah inancına karşı giriştikleri bu savaşı (Allah'ı tenzih ederiz) kaybedebileceklerini düşünmüyorlardı. Sahip oldukları kaynaklar, etkiledikleri çevre, büyüledikleri insanlar ve birtakım devletlerin desteği, zahiren kendilerini güçlü görmelerine neden oluyordu. Evrim teorisinin okullarda okutulması, yeni yetişen gençlerin evrim eğitimiyle büyüyüp, yaşam boyu bu eğitimle muhatap olmalarını sağlıyordu. Dünyanın ileri gelen gazeteleri, dergileri, televizyon kanalları sürekli olarak Darwinizm propagandası yapıyor, daha da önemlisi pek çok ülkede yönetimdeki etkili kişiler Darwinizm'in destekçiliğini yapıyordu. Son dönemlerde olduğu gibi, ülkeleri temsil eden Avrupa Parlamentosu gibi güçler kolaylıkla Darwinizm yanlısı kararları alıp bunları rahatlıkla yürürlüğe koyabiliyorlardı.
Fakat artık bu yöntemler Darwinistlere bir fayda getirmiyor.
Günümüzün geçmişten farkı, uluslararası toplantılarda alınan bu kararların geçmişte insanlar üzerinde etkili olması ve Darwinizm büyüsüne kapılmış olan insanları daha fazla Darwinizm'e yaklaştırabilme amacına ulaşılabilmesiydi. Oysa şu anda gelinen noktada, Avrupa Konseyi toplantısında Yaratılış Atlası kürsüde havaya kaldırılarak, bu kitaba karşı nasıl mücadele edilebileceği tartışılmış ve Darwinizm'in uğradığı mağlubiyetin oluşturduğu öfke açıkça hissedilmiştir.
Artık yaratılışçılara karşı bir savaş yok. Savaşı onlar kazandılar, 1998'de Türkiye Bilimler Akademisi'nden altı profesörü yaratılışçılara karşı konuşmaları için motive etmiştim. Artık, bugün bir kişiyi bile motive etmek imkansız.197
Elbette hiç kimse, doğru olmadığını bile bile, deşifre olduğunu göre göre Darwinizm yalanını konferans salonlarında anlatmaya girişmeyecektir. Çünkü Darwinistlerin, yaratılış gerçeğine karşı getirebilecekleri tek bir delil ve tek bir bilimsel açıklama bulunmamaktadır.
Darwinizm büyüsünün etkisinin yok olması, şüphesiz Darwinizm'i tam anlamıyla ortadan kaldırmıştır. Çünkü bu sapkın din, deccalin büyü sistemi ile sürdürülmeye çalışılmaktadır. Deccalin büyüsü dağıldığında ise, teorinin bilimsel temeli olmadığından, artık teoriyi ayakta tutabilecek hiçbir unsur kalmamıştır. Artık deccali sistem olan masonluğun Darwinizm'i canlı tutabilmek için kullanabileceği hiçbir yöntem işe yaramayacaktır. Geçmiş yüzyıllarda insanların canla başla savundukları Dünya'nın dev bir kaplumbağanın sırtında durduğu hikayeleri şu anda bizlere ne kadar mantıksız geliyorsa, Darwinizm de gelecek nesiller için aynı şekilde komedi unsuru olacaktır. İnsanlar, Nobel ödüllü profesörlerin, üniversite öğretim üyelerinin, bilim adamlarının böyle bir komediye nasıl inandıklarına ve nasıl böyle bir safsatanın peşinden sürüklendiklerine anlam veremeyeceklerdir. 20. yüzyıl, tüm Darwinist bilim çevreleri için bir utanç yüzyılı olarak anılacaktır.
Etiketler:
ab,
Adnan Oktar,
Allah,
avrupa parlamentosu,
Bilim,
Darwinizm,
Evrim Teorisi,
Harun Yahya,
inanç,
science,
ümit sayın,
www.evrimteorisi.info,
Yaratılış Atlası
12 Şubat 2010 Cuma
MASONLARIN VE DARWINİSTLERİN KARANLIK İTTİFAKI
Masonlar evrim teorisini kabulle yetinmeyip, bunu topluma da yayma ve benimsetmenin en büyük görevlerinden biri olduğunu ifade ederler..
1. Atatürk Masonluk Hakkında Ne Düşünüyordu?
Atatürk, “Çocuklarımıza her şeyden evvel Türkiye’ye düşman bütün uluslarla mücadele etmek öğretilmelidir.” demektedir. Mustafa Kemal Atatürk, kökü dışarıda olan bütün kurumlara karşı net bir tavır almıştır. 1935 tarihinde mason localarını kapatmıştır. Dr. M. Kemal Öke, Atatürk’ü masonların tabii reisi göstermek için gayret sarf etmiş, Atatürk bu teklifi reddetmiş ve şöyle demiştir:
“Ben bu cemiyete girmem, ben başkalarının yaptığı prensiplere değil, ancak kendi prensiplerime uyarım.”
Masonlar, 1935 yılında da Cumhurbaşkanlığı konutu olarak kullanılan Çankaya Köşkü'nü kovularak terk etmişlerdi. Mason localarının kapatılmak istenmesi üzerine Atatürk'ü ikna etmek için 11 Ocak 1935 tarihinde Cumhurbaşkanlığı konutuna çıkan Mason heyeti, Atatürk'ün büyük tepkisiyle karşılaşmıştı. Dönemin Van Milletvekili İbrahim Arvasi anılarında bu tarihi gerçeği şu şekilde anlatıyor:
‘’Masonların Büyük Üstadı Mim Kemal, Reis-i Cumhur'a hitaben: "Efendimiz biz zaten maiyet-i devletindeyiz fakat siz Meşrik-i Azam'ımız olursanız, bir pervane gibi etrafınızda dönüp dolaşırız demiş. Reis-i Cumhur da; peki bir şey soracağım, bana cevap veriniz de sonra... Siz Avrupa'da hangi locaya bağlısınız ve mektebinizin ismi nedir?" diye sormuş.
Mason Üstadı Mim Kemal "Biz Cenova'ya tabiyiz ve Reisimiz Barca Mişon'dur" diye cevap verince küplere binen Mustafa Kemal Paşa, "Haydi defolun buradan, cehennem olun gidin. Yahudi uşakları! Benim milletim bana kahraman sıfatı verdi. Ben sizin gibi bir çift Yahudi'ye uşak mı olacağım? Bu gece sabaha kadar Türkiye'deki bütün locaları kapatmadığınız takdirde, yarın teşkil edeceğim Divan ı Harb-i Örfi'ye hepinizi verir ve astırırım. Haydi defolun karşımdan" diyerek masonları kovdu.’’
İbrahim Arvasi'nin "Tarihi Hakikatler" isimli kitabının 71 ve 72. sayfalarında anlattığına göre; “Atatürk'ten ağır hakaret işiterek kovulan masonlar, o gece adeta yıldırım hızıyla durumu İzmir, İstanbul ve Adana'daki localara bildirirler. Sabah olmadan Türkiye'deki bütün locaların kapanma kararlarını aldırıp, ilgili belgeleri daha sabah kahvaltısı sofrasından kalkmayan Atatürk'ün önüne koyup derin bir nefes alırlar.”
2. Masonlukta Gizlilik Neden Önemlidir?
Masonlar bu sorunun da en açık cevabını yine kendi kaynaklarında vermektedirler:
“Masonluk sırlarını ve hakikatleri maskeler. Arzu edenler ise esasen hafifçe maskelenmiş olan bu hakikatleri bulabilirler. Bu hakikatlerin ise bazen zayıf ve düşüncesizlere açıklanması tehlikeli olabilir. Hatta onların mevcut olan inançlarını bile yok edebilir. Masonluğa intisab edenlerinkini (girenlerinkini) ise kuvvetlendirir. Kadim (daimi) sırların tesis edilme sebebi bundan ileri gelmektedir. Bunlar bilgi ve hikmet arayıcıları için bu işe başlangıç veya verilecek malumata hazırlık safhası vazifesini gören mekteptir. Doğru dürüst bir hazırlık safhasından geçmeden verilen hakikatler bunları alanlar için yıkıcı ve şaşırtıcı olabilir.” ((Masonlara Özel) Mimar Sinan Dergisi, Masonluk ve Esasları adlı yazı, Raşit Temel, 2. yıl, eylül 1968, sayı:7, sf:11)
“Bize tevdi (emanet) edilen sırları kalbimizin en derin köşelerinde saklamalıyız. Bir ölü kadar sessiz, bir mezar kadar ketum olmalıyız. Bu bizler için bir yemin, bir şeref, bir vicdan borcudur.” ((Masonlara Özel) Mimar Sinan Dergisi, Masonluk Sırları-Ketumiyet vs Susmanın Fazileti adlı yazı, Hanri Benazus, 2. yıl, eylül 1968, sayı:7, sf:16)
3. Masonlar Neden Birçok Gizli Gerçeği Sembollerle İfade Ederler?
Semboller, sır ve gizlilik konusunda son derece titiz olan masonlar için büyük önem taşır. Çünkü, dışarıdan bakıldığında belirli bir mana taşımayan birçok sembol, masonlar için çok şey ifade edebilmektedir. Bu sayede kendi aralarında rahatlıkla anlaşabilmekte ancak harici olanlara (mason olmayanlara) da fark edilmemektedirler. Gizli bir örgüt olan masonluk, sembollerle Yahudi mistizmi olan Kabalist yapıyı devam ettirmektedirler. Mimar Sinan dergisinde sembollerin önemi şöyle dile getirilir:
“Masonluğun bir tarifi onun "Allegori perdesi arkasına gizlenmiş sembollerle tasvir edilen bir ahlak sistemi" olduğudur. Loca içinde dilsiz, sessiz, hatta tozlanmış duran amblemlerin manalarını incelemek ve bu suretle hakikatleri meydana çıkarmak hepimizin vazifesidir. Yani Masonluğun sistemiyle, allegorileriyle, sembolleriyle ne öğretmek istediği hakkında bilgimiz olmalıdır." (Mimar Sinan - Sayı:13, Yıl:4)
Masonik sembolizm, tamamen büyü ve okültizm üzerine kurulu Kabalizm kaynaklıdır. Sembollerdeki benzerlik, ifade ettikleri anlamlar hep bunu ispat etmektedir.
4. Masonların Dine Bakışları Nasıldır?
Masonlar kendi kaynaklarında din ahlakına olan bakış açılarını anlatırlarken yaptıkları izahlarda dini bir dogma olarak sözde boş bir inanç olarak ifade ederler.
Masonluk hakkında günümüze kadar yazılan pek çok eserde, masonların "dinsiz" ve "din düşmanı" oldukları ısrarla vurgulanmıştır. Masonlar ise kamuoyuna yaptıkları açıklamalarda ve her vesileyle bu iddiaları yalanlamış, kendilerinin bütün dinleri kabul ettiklerini, hatta ateist olanların masonluğa alınmadığını, locaya kabul sırasında ise üç mukaddes kitabın da bulundurulup yemin töreninin öyle gerçekleştirildiğini ifade etmişlerdir. Ancak kendi kaynaklarında din ahlakına olan bakış açılarını anlatırlarken yaptıkları izahlarda dini, bir dogma olarak, sözde boş bir inanç olarak ifade ederler. İşte masonların kendi ağızlarından birkaç örnek: (Bu alıntılarda geçen uygunsuz anlatımdan Rabbimiz’i tenzih ederiz.)
“Bu evrenin bir mimarı vardır. Buna Tanrı, Allah, Total enerji (kudreti külliye) Salt güç (kudreti mutlaka) Kutsal Güç (kudreti ulviye) Doğa, Evren… denebilmektedir. Bizce bu güç, ulu ve yücedir ve “Evrenin Ulu Mimarıdır”. İnkar edilemez (yadsınamaz) nitelendirilemez (tavsif edilemez). Olumlu bilim akıl, bilgelik, mantık bunu reddetmez…
…Burada bir açıklama yapmak isterim: Olumlu bilim, doğa, toplum ve insana özgü (ait) olayların, gözlem (müşahede), inceleme (tetkik), deneme (tecrübe), olayları çoğaltarak aynı işlemleri yenileme (tekrar), sonucu anlatma, tartışma ve eleştirmeden ve bilimsel yasaların bulunmasından doğar. Bu bilimsel eylemlerden geçmeyen bütün düşünü ve inançlar, bize göre dogmatiktir, boş inançlardır (batıl) dır. Olumlu akıl da, olumlu bilimden ve onun sonuçlarından başka bir şey benimsemeyen akıl (aklı selim, sağduyu)”dur.” (Masonluk Bir Ahlak Okuludur. Dr. Selami Işındağ, sf: 13)
Mimar Sinan dergisindeki "Masonluğun İlk Devirleri" başlıklı bir makalede belirtildiği gibi, "Masonluk, kiliselerin dışında hakikati arayanların biraraya geldiği, toplandığı yer, melce (sığınılacak yer) oluyordu." (Neşet Sirman, Masonluğun İlk Devirleri, Mimar Sinan, 1997, Sayı 104, s. 41)
"Hakikati dinin dışında arayan" bu zümre, din ahlakına karşı da büyük bir husumet duyuyordu. Bu nedenle örgüt, kısa sürede Kilisenin, özellikle de Katolik Kilisesi'nin rahatsızlık duyduğu bir güç merkezi haline geldi. Bu masonluk-Kilise çatışması giderek büyüyerek 18. ve 19. yüzyıl Avrupası'na damgasını vurdu. 19. yüzyılın ikinci yarısında Avrupa dışındaki coğrafyalara da yayılmaya başlayan masonluk, gittiği her ülkede din karşıtı felsefelerin ve hareketlerin çıkış noktası haline geldi.
Masonların kendi yayın organlarından bu konudaki diğer alıntılar da şu şekildedir:
"Bir dinin tesirinden hala kendini kurtaramayan Masonik prensip ve hakikatleri kavrayamayan Masonların bol miktarda mevcudiyeti çok üzücüdür." (Mimar Sinan, S: 4, Sf: 40)
"Ölümden sonra hayat var mı? İnsanoğlu bu sorunun cevabını henüz vermiş değil" (Mimar Sinan 1977, S:24, Sf:8 )
"Ruhun ölmezliğine inanmak, imgeye (hayale) kapılmaktır." (Mason Dergisi, Ocak 1975, Sf:8 )
“Beşeriyet de ruh fikri, ölüm korkusundan, daha doğrusu birdenbire ‘yok oluşun’ kabul edilememesi, bu korkunun elem ve azabının hafifletilmesi düşüncelerinden doğmuştur." (Türk Mason Dergisi 1965 S: 59 Sf: 30-36)
Yukarıdaki alıntılardan da anlaşılacağı gibi Masonlar, aslında dine inanmazlar ve inanmadıklarını sadece kendi üyelerinin okuyabilecekleri dergi ve yayınlarda açıklarlar. Halka yönelik yayınlarda ise bu gerçeği perdeleyerek, dine inandıklarını, aralarında dini inançlara saygılı insanların da olduğunu özellikle vurgularlar.
5. Masonlar Ateizme Temel Oluşturan Evrimi Neden Desteklerler?
Bilimsel hiçbir dayanağı olmadığı halde bilimsel bir gerçekmiş gibi lanse edilen evrim teorisi Türkiye'ye ilk defa Masonlar tarafından sokulmuş ve din ahlakına karşı kullanılmaya başlanmıştır. Masonlar kendilerine özel yayınları olan Mimar Sinan Dergisi’nde bu konuyu şu sekilde anlatmaktadırlar:
"Bizde de Osmanlı İmparatorluğu sınırları içinde (Mason) Ahmet Mithat Efendi'nin kendi çıkardığı "Dağarcık" dergisinde "Dünyada İnsan Zuhuru" adlı kısa makalede Lamarck'in "Dönüşüm" teorisine dayanarak insanın maymundan türediğini bildirmesi üzerine İstanbul din bilginlerinin tepkisine yol açtı." (Mimar Sinan Dergisi Sayi: 39, Sf: 38)
Masonlar evrim teorisini kabulle yetinmeyip, bunu topluma da yayma ve benimsetmenin en büyük görevlerinden biri olduğunu şöyle ifade etmektedirler:
"Hepimize düşen en büyük insancıl ve Masonik görev, olumlu bilim ve akıldan ayrılmamak bunun "Evrimde en iyi ve tek yol olduğunu benimseyerek, bu inancımızı insanlar arasında yaymak halkı olumlu bilimlerle yetiştirmektir." (Türk Mason Dergisi, Sayı:25-26, Mart 1977, Sf: 59)
Masonluğun gizli bir örgüt olmasının belki de en önemli sebebi din ahlakına karşı olan yapılarını belli etmemeye çalışmalarıdır. Çünkü masonluk dine inanmaz ve bunu topluma yaymak için çaba harcar. Din ahlakının ortadan kalkması için ilk başvurdukları yöntem de bilimsellikten uzak bir aldatmaca olan evrim teorisini gerçekmiş gibi topluma yaymaya çalışmalarıdır. Yine kendi yayın organları olan bir dergide Üstadları Selami Işındağ evrimi çıraklarına şöyle öğütlüyor:
"Araştırmalara göre, XIX. asrın sonları ile XX. asrın başlarında İngiltere'nin Sussex Kontluğunda ve Piltdown bölgesinde bulunan iskeletler, insan ile maymun arasında bir taslak mevcuda aittir. Bu taslağa, iki ayak üzerinde yürüdüğünden (Ayakta duran insan maymun-Pitocantrus erektus) ismi verilmiştir. Yani evvela yüksek maymunlar, sonra da Tantativ Men ve sonra da insan, gelmiş gibi görülmektedir." (Otuzuncu Derece Ritüelinin Tetkiki, Dr. Selami Işındağ, 1966, Sf: 34)
Önemli Not: Piltdown bölgesinde bulunduğu iddia edilen kafatasının gerçek olmadığı, çenesinin yeni ölmüş orangutana, kafatasının ise 500 yaşında bir insana ait olduğu, eskitmek için de çeşitli kimyasallar kullanıldığı anlaşıldıktan sonra, bu olay bilim tarihine Piltdown Sahtekarlığı olarak geçmiştir. (Daha fazla bilgi için Hayatın Gerçek Kökeni, Harun Yahya, Araştırma Yayıncılık)
6. Yakın Tarihimizde Türk Masonlarının Dine Karşı Yürüttükleri Mücadeleler Nelerdir?
Yıllar boyunca kendilerini bir 'hayır kurumu' olarak tanıtan masonların en rahatsız oldukları konulardan birisi, gerçek yüzlerinin açığa çıkarılması, gizli faaliyetlerinin deşifre edilmesidir. Dünyanın pek çok ülkesinde, bu yönde faaliyet yapan kişiler masonlar tarafından engellenmiş, bir şekilde faaliyetleri durdurulmuştur. İtalya'da P2 mason locasının açığa çıkmasının ardından, bu konuyu soruşturan savcıların ve emniyet görevlerinin birer birer faili meçhul bir şekilde öldürülmeleri bu durumun yakın tarihten çarpıcı bir örneğidir. Ülkemizde ise, masonların iç yüzlerini açığa çıkaran çalışmalar yapan kişilere karşı da, zaman zaman çeşitli komplolar yapılmış, ancak bu komplolar bir sonuca ulaşamamıştır.
Bu durum İslam tarihinde de birçok defa yaşanmıştır. İnkarcılar hep tuzak kurmuşlar ancak Allah kurdukları tuzakları inananlardan uzaklaştırmış, hayra çevirmiştir.
7. Türkiye’deki Masonlar Yabancı Ülkelerdeki Masonlarla Nasıl Bir İlişki İçindedirler?
Masonluk varlığını ilk kez 1717'de İngiltere'de resmi olarak ilan etti. Bu tarihten sonra, önce İngiltere'de, ardından başta Fransa olmak üzere kıta Avrupası'nda yayılan masonluk, her ülkede din ahlakına karşı olan kişilerin toplanma yeri oldu. Kendilerini "hür düşünürler" olarak ilan eden -bununla, İlahi dinleri tanımadıklarını ifade eden- (Allah’ı tenzih ederiz.) pek çok Avrupalı mason, localarda buluştu. Kendi anlatımlarında uluslarüstü olduklarını şu şekilde açıklıyorlardı:
“Franmasonluk siyasal bir parti olmamakla beraber, siyasal ve sosyal olayların akımına uygun olarak uluslararası birleşik ve sosyal bir kuruluş halinde örgütlenmesi 18. yüzyılın başlarına rastlar. Mezheplerin özgürlük kurallarını uygulamaya çalıştığı sırada, onlara yardım için, din adamları kurallarının (ruhban heyetlerinin) nüfuz ve iktidarlarına karşı savaş açmak durumuna giren farmasonluğun yıkmak istediği şey, Kilisenin hükümetler ve halk üzerindeki tahakkümü idi. Bundan dolayı 1738 ve 1751 yıllarında Papa tarafından dinsiz olarak ilan edilmiştir...” (Naki Cevad Akkerman, Politika ve Masonluk, Mimar Sinan, Eylül 1968, Sayı 7, s. 66-67)
Hepimize düşen en büyük insancıl ve masonik görev, olumlu bilim ve akıldan ayrılmamak, bunun evrimde en iyi ve tek yol olduğunu benimseyerek bu inancımızı insanlar arasında yaymak, halkı olumlu bilimlerle yetiştirmektir. Ernest Renan'ın şu sözleri çok önemlidir: "Ancak halk olumlu bilim ve akıl ile eğitilirse, aydınlatılırsa, dinlerin boş inançları kendi kendine yıkılır." Lessing'in şu sözleri de bu düşünceyi destekler: "İnsanların olumlu bilim ve akıl ile aydınlatılmasıyla bir gün dine gerek kalmayacaktır.
Masonik Sembollerden Bazıları:
Masonlar, felsefelerini, gerçek manalarını sadece kendi üyelerine açıkladıkları semboller aracılığıyla ifade ederler. 33 derecelik masonik hiyerarşi içinde kademe kademe yükselen mason, her derecede masonik sembollerin yeni anlamlarını öğrenir.
*Çift Sütun
Üzerlerine "Jakin" ve "Boaz" kelimeleri kazınmış olan bu sütunlarda masonların amacı, ilham aldıkları pagan inançları ifade etmektir. Mason localarının değişmez dekorlarından biri, locanın girişinde yer alan bu ikiz sütunlardır.
*Altı Köşeli Yıldız
Masonlar altı köşeli yıldızı, Eski Mısır'ın putperest kültürünün sembolü olarak benimsemişlerdir.
*Göz Altındaki Piramit
Bu sembol hakkında yapılan araştırmalarda, 1 dolarlık Amerikan banknotunun üzerinde yer alan bu sembolü benimseyen ABD kurucularının mason olduklarına, bu nedenle hümanist felsefeyi benimsediklerine vurgu yapılmaktadır.
*Gönye ve Pergel
Bu sembolün, aslında yine Eski Mısır'dan veya Hristiyanlık öncesi Aryan inançlarından kaynaklanan pagan bir hurafenin işareti olduğu masonik kaynaklarda da kabul edilmektedir.
Bilimsel hiçbir dayanağı olmadığı halde bilimsel bir gerçekmiş gibi lanse edilen evrim teorisi Türkiye'ye ilk defa Masonlar tarafından sokulmuş ve din ahlakına karşı kullanılmaya başlanmıştır.
Masonlar tüm dünyayı bir "tapınak" haline getirme amacındadır. Ama hayal ettikleri bu tapınak, İlahi bir dinin değil, hümanist bir dinin tapınağıdır.
"İnsan" kavramının putlaştırıldığı, materyalist ve evrimci felsefenin tek doğru sayıldığı bir dünya hayalidir bu.
7 Şubat 2010 Pazar
DARWİNİSTLER, ''DARWİNİZM İLE ALLAH İNANCI ÇELİŞMEZ'' ALDATMACASINI TELKİN EDERLER
Darwinizm'in temelini materyalizm oluşturur. Materyalizm yanılgısına göre madde sonsuzdur ve maddenin üzerinde herhangi bir güç yoktur. Bir başka deyişle materyalizm, tüm evreni oluşturan madde üzerinde ona hakim olan, onu sürekli kontrolü altında tutan üstün bir Yaratıcı'nın varlığını reddeder. (Allah'ı tenzih ederiz.) Maddenin mutlak varlığı ön kabulüyle ortaya atılmış olan Darwinizm'i ayakta tutma çabasının, bu çaba için bütün aldatmacaların, sahtekarlıkların göze alınmasının tek nedeni, tüm varlıkları üstün ve güçlü bir Yaratıcı'nın yarattığı gerçeğinin kabul edilmesini engellemeye çalışmaktır. Darwinistler son 150 yıldır bu çabanın peşinde olmuşlar, bunun için mücadele etmişlerdir. Darwinizm'in sahte bir din olarak benimsenmesinin en büyük sebebi işte budur.
Ancak bu gerçek insanlardan genellikle gizlenir, çünkü bu durum geniş halk kitlelerinin Darwinizm'e sempati duymasını engelleyecektir. Özellikle Allah'a iman edip derin bir saygı duyan, inançlı insanlar üzerinde olumsuz bir etki uyandıracaktır. Darwinizm'in Allah inancına karşı bir teori olması, Darwin döneminde de dindar kesimlerinin tepkisini çekmiş, teori dönemin insanları tarafından kolay benimsenmemiştir. Benimsenmeye başlanması, Darwinist telkinler ve propagandalar sonucunda olmuştur. fiu anda da okullarda insanın maymundan geldiğini, dinozorların havalanıp uçmaya başladığını öğrenen insanlar, evrim teorisinin zararsız bilimsel bir teori olduğu kanısındadırlar genellikle. Teorinin gerçek yüzünden ise habersizdirler. Dünya üzerindeki dinsizliğin, dikta yönetimlerinin, savaşların, katliamların, zalimliğin, dejenerasyonun, terörün, ülkemizde Mehmetçiğimizin şehit edilmesinin temel sebebinin bilimsellikten uzak bu sapkın teori olduğunu bilmemektedirler.
Darwinistler de savundukları dogmanın gerçek yüzünü gizlemeye çalışırlar. İşte bu nedenle, Allah'a iman eden kitleleri yönlendirebilmek, Darwinizm'i kendilerince zararsız gösterebilmek ve onların da desteğini kazanabilmek için Darwinizm'in dinle çelişmediği yalanını yaymaya çalışırlar. Bu yolla taraftar kazanacaklarına ve evrim teorisi karşısında yapılan fikri mücadelenin daha zayıflayacağına inanmaktadırlar. Bu amaçla ortaya attıkları "evrimsel yaratılış" yalanı, son derece mantıksız ve tutarsız olmasına rağmen, el altından desteklenmekte, Darwinistler tarafından sürekli gündeme getirilmektedir. Hatta bunun için, Darwin'in kendisinin bile dindar bir kişiliğinin olduğu aldatmacasına başvurulmaktadır. Ateist ve Darwinist Richard Dawkins, bu konuda görev yapan bir Darwinist lobinin varlığını şu sözlerle itiraf etmektedir:
Özellikle oluşturulmuş bir çeşit evrimi koruma lobisi var. Bunların büyük bir çoğunluğunu ateistler oluşturuyor. Ama bu kişiler, gözü dönmüş şekilde, ortalı ve makul dindarlarla dost olmak istiyorlar. Ve bunu yapabilmenin tek yolu, evrim ile din arasında hiçbir uyuşmazlık olmadığını söylemektir.
Oysa evrim ile din hiçbir şartta hiçbir şekilde bağdaşamaz. Darwinistler, kendileri Allah'a inanmadıkları, tesadüfleri ilahlaştırdıkları (Allah'ı tenzih ederiz), yaratılış gerçeğine tamamen karşı oldukları ve bu uğurda mücadele yürüttükleri halde, bir anda Allah'ın kainatı evrimle yarattığı aldatmacasının en büyük savuncusu haline gelirler. Oysa Darwinistler, materyalizme olan bağlılıkları nedeniyle, Allah inancını hiçbir zaman kabul etmezler. Darwinist olmak, Allah inancını reddetmeyi de beraberinde getirir. Bir insanın, bilimsel hiçbir delili olmayan, tesadüfleri ilahlaştıran bu pagan dininin destekçisi olmasının tek nedeni Allah'ın varlığını reddedebilmektir (Allah'ı tenzih ederiz). Ve Darwinistlerin, insanları Allah inancından uzaklaştırabilmek için yapmayacakları şey yoktur.
İşte bu sebeple, bu aldatmacaya karşı dikkatli olunmalıdır!
Gazeteci Larry Witham, Darwinizm'in sahte bir din olduğunun açıklandığı ve Darwinist diktatörlüğün baskı ve dayatmalarının anlatıldığı Expelled "No Intelligence Allowed" belgeselinde konuyla ilgili şu açıklamayı yapmıştır:
Evrim teorilerinin tümünde kesin olarak iddia edilen şey, ya Allah'ın olmadığı (Allah'ı tenzih ederiz) veya Allah'ın, yarattıkları üzerinde hiçbir kontrolü olmadığıdır (Allah'ı tenzih ederiz). Bu sebeple, doğal olarak, pek çok evrimcinin de söylediği gibi, evrim, ateizm için en güçlü araçtır.
İşte Darwinistler, Allah inancını kesin olarak reddettikleri halde, insanlara karşı bu çirkin oyunu oynarlar. Oysa bu çirkin aldatmacaya inananlar, şu gerçeği düşünememektedirler: Yüce Allah kuşkusuz tüm varlıkları çeşitli vesilelerle yaratmaya kadirdir. Rabbimiz, dilerse canlıları evrimi vesile edip de yaratabilirdi. Fakat böyle yaratmamıştır. Tüm varlıklar, yeryüzü üzerinde yoktan var olmuşlar, yoktan yaratılmışlardır.
Fakat Kuran'da evrime işaret eden tek bir ayet dahi yoktur. Kuran'a göre tüm evren ve canlılar, Rabbimiz'in "Ol" emri ile yaratılmıştır. Allah, indirdiği tüm ilahi dinler ile insanlara, tüm kainatı yoktan, tek bir emir ile yarattığını ve ona dilediği biçimde şekil verdiğini bildirmiştir. Nitekim yeryüzündeki delillere baktığımızda da yaratılışın, Kuran'da tarif edildiği şekilde olduğunu görürüz. Bulunan her canlı fosili mükemmeldir. Aniden, mükemmel görünümleriyle ortaya çıkmış ve hiçbir değişime uğramamışlardır. Canlılar, milyonlarca yıl boyunca değişmemişlerdir. Canlılığın cansızlıktan oluşma ihtimali yoktur. Tek bir proteinin bile tesadüfen var olması imkansızdır. Olağanüstü komplekslikteki canlı türlerinin birbirine dönüşümleri gibi bir iddia, bilimsellikten tamamen uzaktır. Bir canlıya yepyeni, faydalı bir bilgi ekleyecek bir mekanizma yoktur. Bilim, tüm canlıların proteinlerine, hatta atomlarına kadar muhteşem bir kompleksliğe sahip olduklarını, aniden ortaya çıktıklarını ve birbirlerine dönüşmediklerini kesin ve reddedilemez delillerle ortaya koymuştur. Dolayısıyla Allah'ın evrimle yarattığına dair bir iddia, büyük bir yalandır, Darwinist aldatmacanın bir parçasıdır. (Konuyla ilgili detaylı bilgi için bakınız, Harun Yahya, Kuran Darwinizm'i Yalanlıyor)
Yaratılmış olan her şey Allah'ın yüce kudretinin bir delilidir. Kuran'da pek çok ayette, Allah'ın bu üstün yaratışı haber verilmiştir:
Gökleri ve yeri (bir örnek edinmeksizin) yaratandır. O, bir işin olmasına karar verirse, ona yalnızca "Ol" der, o da hemen oluverir. (Bakara Suresi, 117)
Şüphesiz, Allah Katında İsa'nın durumu, Adem'in durumu gibidir. Onu topraktan yarattı, sonra ona "Ol" demesiyle o da hemen oluverdi. (Al-i İmran Suresi, 59)
O, gökleri ve yeri hak olarak yaratandır. O'nun "Ol" dediği gün (her şey) oluverir, O'nun sözü haktır. Sur'a üfürüldüğü gün, mülk O'nundur. O, gaybı ve müşahede edilebileni bilendir. O, hüküm ve hikmet sahibi olandır, haberdar olandır. (Enam Suresi, 73)
Onu istediğimizde herhangi bir şey için sözümüz, ona yalnızca "Ol" demekten ibarettir; o da hemen oluverir. (Nahl Suresi, 40)
Gökleri ve yeri yaratan, onların bir benzerini yaratmağa kadir değil mi? Elbette (öyledir); O, yaratandır, bilendir. Bir şeyi dilediği zaman, O'nun emri yalnızca: "Ol" demesidir; o da hemen oluverir. (Yasin Suresi, 81-82)
Günümüzde bilim, materyalist-evrimci iddianın geçersizliğini göstermektedir. Evrim teorisinin iddiasının aksine, çevremizi saran her bir yaratılış delili kainatta tesadüfe asla yer olmadığını insanlara kanıtlamıştır. Eğer yeryüzünde Allah'ın evrimi vesile ederek yarattığına dair deliller bulunmuş olsaydı ve Allah Kuran'da bunu bize bildirseydi, "Rabbimiz evrimle yaratmış" düşüncesi elbette inananlar tarafından hemen kabul edilir ve savunulurdu. Ancak Allah Kuran'da "Ol" emriyle yarattığını haber vermektedir ve evrimle yaratışa dair hiçbir ayet yoktur. Üstelik, kesin ve net olarak evrime dair tek bir bilimsel delil bulunmamaktadır. fiu durumda gerçekler açıktır. Göklerin, yeryüzünün ve tüm canlı varlıkların incelenmesi ile ortaya çıkan her detay Allah'ın büyük güç ve kudretinin birer delili niteliğindedir. Tüm varlıklar, ulu Rabbimiz Allah'ın emri ile bir anda, yoktan yaratılmışlardır. Kuşkusuz yaratmak için Allah'ın sebeplere ihtiyacı yoktur. (Allah'ı tenzih ederiz.) Darwinistlerin kavramaları gereken en önemli nokta budur. Allah bir ayetinde şöyle buyurur:
Allah, kendisine mülk verdi, diye Rabbi konusunda İbrahim'le tartışmaya gireni görmedin mi? Hani İbrahim: "Benim Rabbim diriltir ve öldürür" demişti; o da: "Ben de öldürür ve diriltirim" demişti. (O zaman) İbrahim: "fiüphe yok, Allah Güneş'i doğudan getirir, (hadi) sen de onu batıdan getir" deyince, o inkarcı böylece afallayıp kalmıştı. Allah, zalimler topluluğunu hidayete erdirmez. (Bakara Suresi, 258)
Allah'ın evrimle yarattığı telkinini vermeye çalışanlar, cinlerin ve meleklerin nasıl yaratıldıklarını da açıklamalıdırlar. Bu kişiler, meleklerin ve cinlerin yaratılışı konusu gündeme gelince suskun kalırlar. Allah cinlerin ve meleklerin yaratılışını ayetlerinde bildirir:
Andolsun, insanı kuru bir çamurdan, şekillenmiş bir balçıktan yarattık. Ve Cann'ı da daha önce 'nüfuz eden kavurucu' ateşten yaratmıştık. (Hicr Suresi, 26-27)
Hamd, gökleri ve yeri yaratan, ikişer, üçer ve dörder kanatlı melekleri elçiler kılan Allah'ındır; O, yaratmada dilediğini arttırır. fiüphesiz Allah, herşeye güç yetirendir. (Fatır Suresi, 1)
İnsanın ve canlıların evrimle meydana geldiğini iddia edenler, nurdan yaratılmış meleklerin, ateşten yaratılmış cinlerin oluşumunu elbette ki evrimle açıklayamazlar. Allah'ın kadrini takdir edemeyen, Allah'ın tüm sebeplerden münezzeh olduğunu fark edemeyen ve Rabbimiz'in her şeyi sadece "Ol" emriyle yarattığını kabul edemeyen insanlar için meleklerin ve cinlerin varlığı, tüm sahte iddiaları ortadan kaldırır. Çünkü cinlerin ve meleklerin varlığı şu açık gerçeği ortaya çıkarır: Melekler ve cinler evrimle yaratılmadıkları gibi, insan da evrimle yaratılmamıştır.
Darwinizm'i körü körüne savunanlar, Kuran'da belirtilen Hz. Musa (a.s.)'ın asasının yılana dönüşmesini ve Hz. İsa (a.s.)'ın çamurdan yaptığı kuşun canlanmasını asla açıklayamazlar. Yüce Allah Hz. Musa (a.s.)'ın asasının yılana dönüşmesini ayetlerinde şu şekilde haber verir:
Dedi ki: "O, benim asamdır; ona dayanmakta, onunla davarlarım için ağaçlardan yaprak düşürmekteyim, onda benim için daha başka yararlar da var." Dedi ki: "Onu at, ey Musa." Böylece, onu attı; (bir de ne görsün) o hemen hızla koşan (kocaman) bir yılan (oluvermiş). (Taha Suresi, 18-20)
Biz de Musa'ya: "Asanı fırlatıver" diye vahyettik. (O da fırlatıverince) bir de baktılar ki, o bütün uydurduklarını derleyip-toparlayıp yutuyor. (A'raf Suresi, 117)
Hz. Musa (a.s.)'ın dayanıp ağaçtan yaprak düşürdüğü asası, Allah'ın emri ile bir anda canlı, üreyen, beslenen, mükemmel, tam ve kusursuz bir yılan haline gelmiştir. Bir tahta parçası, Allah'ın dilemesiyle anında mükemmel bir yılana dönüşmüştür. Bu delil, Kuran'da evrim teorisine delil olduğu iddiasını kesin olarak ortadan kaldırmaktadır. Rabbimiz, dilemesiyle, Hz. İsa'nın çamurdan yaptığı kuşu canlı bir kuşa dönüştürmesini ayetinde şu şekilde haber verir:
Allah şöyle diyecek: "Ey Meryemoğlu İsa, sana ve annene olan nimetimi hatırla. Ben seni Ruhu'l-Kudüs ile destekledim, beşikte iken de, yetişkin iken de insanlarla konuşuyordun. Sana Kitab'ı, hikmeti, Tevrat'ı ve İncil'i öğrettim. İznimle çamurdan kuş biçiminde (bir şeyi) oluşturuyordun da (yine) iznimle ona üfürdüğünde bir kuş oluveriyordu. Doğuştan kör olanı, alacalıyı iznimle iyileştiriyordun, (yine) Benim iznimle ölüleri (hayata) çıkarıyordun. İsrailoğulları'na apaçık belgelerle geldiğinde onlardan inkara sapanlar, "Şüphesiz bu apaçık bir sihirdir" demişlerdi (de) İsrailoğulları'nı senden geri püskürtmüştüm." (Maide Suresi, 110)
Hz. İsa (a.s.)'ın çamurdan yaptığı kuş, Allah'ın izni ve dilemesiyle bir anda canlı, mükemmel, tam ve kusursuz kanat yapısı ile uçabilen, üreyebilen, beslenebilen kuşa dönüşmektedir. İşte bu yoktan yaratılış, Darwinistlerin asla açıklamasını yapamayacakları büyük bir mucizedir. Ve yeryüzündeki tüm canlıların yoktan yaratılışına bir delildir.
Tüm bunların ortaya koyduğu açık bir sonuç vardır. Evrim ile Allah inancıyla çelişmediğini iddia eden Darwinistler, aslında dindar insanları büyük bir aldatmacaya sürüklemeye çalışmakta, onların samimi inançlarını istismar etmek için uğraşmaktadırlar. Bugün Allah inancının karşısındaki en büyük tehlikelerden ve en büyük karşıtlardan biri Darwinizm'dir. Darwinizm doğrudan Allah inancına karşı mücadele halinde olan deccalin en etkili ve en geniş çaplı oyunudur. Allah inancına sahip samimi dindarların, bu tehlikeyi görüp buna karşı yoğun bir ilmi faaliyet içinde olmaları gerekmektedir. Bu büyük tehlikeyi zararsız sanıp onun destekçisi olmak, tehlikeyi daha da büyütecek, Allah inancına karşı mücadele halinde olan tehlikeli bir akıma destek sağlayacaktır. Unutulmamalıdır ki, Darwinizm, sahte ve sapkın bir pagan dinidir ve yegane amacı, insanları dinsizliğe sürüklemektir.
TÜM CANLILIĞIN YARATICISI YÜCE ALLAH'TIR
Darwinizm, dünya tarihinin en mantık dışı, en akıl almaz batıl dinidir. Canlılığın her detayında mükemmel bir düzen ve akıl olmasına rağmen, Darwinizm bunların tümünün sözde bilinçsiz ve tesadüfi süreçlerin ürünü olduğu yorumunu yapar. Protein, laboratuvarlarda bile tek başına üretilemeyecek son derece kompleks yapıda bir moleküldür ve elektron mikroskobunun altında böylesine kompleks bir yaşamın olması gerçek anlamda hayranlık uyandırıcıdır. Fakat Darwinizm bu muazzam yaratılış karşısında dahi "tesadüfen oluştu" yorumunu yapar. Canlılar birbirlerinden oldukça farklı özelliklerde ve niteliklerde yaratılmışlardır ve sahip oldukları organ ve yapıların birbirlerine dönüşmesinin imkansız olduğu açık ve reddedilemez bir şekilde ortaya çıkmıştır. Fakat Darwinizm dünyadaki muazzam canlı çeşitliliğinin tek bir bakteriden türediğini iddia eder. Darwinizm'in iddialarının gerçek olduğuna, canlıların evrimleştiklerine dair tek bir tane bile delil bulunmamaktadır. Fakat buna rağmen, Darwinist dergiler her hafta yeni bir sahte fosil yayınlamaktadır. Yeryüzünde açık bir düzen ve ihtişam vardır. Fakat Darwinizm bütün bunların sözde kaostan, karmaşa ve düzensizlikten kendi kendine, kör tesadüfler neticesinde ortaya çıktığını iddia eder. Bu gerçekler göz önünde bulundurulduğunda, Darwinizm'in dünya çapında kabulüne, akıllı bir insanın herhangi bir mantık ve delil bulabilmesi imkansızdır.
Fakat bu aldatmaca hedefine ulaşmıştır. Hadislerde deccalin fitnesinin bütün dünyayı saracağı haber verilmiştir. Gerçekten de bütün dünya, deccali sistem olan masonluğun etkisiyle batıl bir sistemi, bilinçsizce, şuursuzca kabul etmiştir. Her milletten, her inançtan çok sayıda insan, bu batıl sisteme uyum gösterir hale gelmiştir. İnsanlar, böyle bir batıl dine uyum göstermenin kendileri için nasıl bir açmaz oluşturacağını tahmin edememişlerdir. Pek çoğu bu teoriyi, gerçekten de bilimsel zannetmiş, bunu herhangi bir teori olarak görmüş, bunun kendi dünyaları, kendi gelecekleri için ne kadar büyük tehlikeler içerdiğini anlamamışlardır. Öngörülü davranamamış, insanın sözde evrimleşmiş bir hayvan olduğunu iddia eden bir yalanın, insanlar, toplumlar, devletler üzerinde nasıl tahrip edici bir etki oluşturacağını önceden görememişlerdir. Sapkın bir fikir sisteminin her yandan kendilerini sarıp kuşattığını, çocuklarını, ülkelerini, yaşadıkları ortamı olumsuz etkilediğini fark edememişlerdir. Bu sapkın fikir sisteminin; etraflarındaki saldırıların, katliamların, cinayetlerin, hırsızlıkların, ahlaksızlığın, dejenerasyonun, anarşizmin, savaşların, terörün temel sebebini oluşturduğunu ve gitgide bu bataklığın içine battıklarını anlayamamışlardır. Çocuklarına Darwinizm'i öğretmenin, onları kötü ahlaklı, isyankar, dejenere hale getireceğini, insani vasıflardan uzaklaştıracağını düşünememişlerdir. Deccali sistem olan masonluk, o kadar sinsi bir şekilde yaklaşmış, o kadar büyük bir oyun oynamıştır ki, insanların büyük çoğunluğu farkında olmadan, başlarına ne geleceğini bilmeden bu oyunun esiri olmuşlardır. Şu an dünyanın içinde bulunduğu durum, bu gafletin ve Darwinizm belasına karşı gösterilen bu umursuzluğun sonucudur.
İnsanların büyük kısmının farkında olarak veya olmadan deccalin savunduğu yaşam tarzına uymalarının, deccaliyetin dediklerini yapmalarının kuşkusuz çok zarar verici sonuçları olmuştur. Deccalin batıl dinine tabi olmak, Allah'ın razı olduğu güzel ahlaktan, Rabbimiz'in hoşnutluğundan uzaklaşmak anlamına gelir. Dünyanın geniş bir kesiminde Kuran ahlakına uygun olmayan bir yaşam sürdürülmesinin temel sebebi budur. Allah Kuran'da, insanların birbirlerine iyiliği emredip kötülükten men etmelerini öğütler. Bugün dünyanın pek çok yerinde bu büyük sorumluluk yerine getirilmemekte, tam tersine insanlar hep kötü olana doğru yönlendirilmektedir. Allah, insanları bencillikten, cimrilikten, nankörlükten, vefasızlıktan, menfaat düşkünlüğünden, harama girmekten, kıskançlık, kötü söz söylemekten ve adaletsizlikten, israftan, gurur, büyüklenme ve öfkeden sakındırmıştır. Şu anda ise pek çok toplumda bu ahlak anlayışının tam tersi yaşanmaktadır. Kuran'a uyan Müslümanlar arasında karşındakinin nefsini kendi nefsinden önde tutmak, ona her konuda mutlaka öncelik vermek esastır. Fakat şu an insanların büyük bir kısmı yalnızca kendi menfaatlerini gözetmekte ve bu uğurda çok küçük düşürücü tavırlara dahi tenezzül etmektedir. Kuran'a göre haksız yere bir can almak haramdır. Şu anda ise işlenen cinayetlerin sayısı hayret uyandıracak kadar fazladır. Kuran'a göre herkes bir diğerinin hakkını gözetmekle yükümlüdür. Oysa şu an dünyanın pek çok ülkesinde sistem, insanların birbirlerinin hakkını elinden alma, birbirlerini aldatma sistemi üzerine kurulmuştur. Kuran'a göre malın ihtiyaç olandan fazlası yoksul olana verilir . Yine dünyanın pek çok ülkesinde şu anki sistemde yoksul sürekli daha da fazla sömürülmekte, adeta yok edilmeye çalışılmakta, zengin olan ise daha fazla mala sahip olabilmek için hırs yapmaktadır.
Allah'ın Kuran'da belirttiği ahlakın tam tersinin yaşanması, deccalin kurduğu sistemin bir sonucudur. İnsanların büyük çoğunluğu, deccalin sistemine uymalarının bir sonucu olarak ferahlık içinde yaşayabilecekken yaşayamamakta, mutlu olabilecekken olamamakta, nimetlere kavuşabilecekken bereketsizlik içinde yaşamaktadırlar. Deccalin sistemi insanlar için büyük bir kabus, bir bela olmuştur.
Fakat deccalliyet artık fikren ölmüştür. Masonların tüm oyunları ortaya çıkarılmış, yok edilmiştir. Deccaliyetin ayakta durup tutunacağı hiçbir dal kalmamıştır. İnsanları artık daha fazla aldatamamakta, Darwinizm aldatmacasına kimseyi inandıramamaktadır.
Bunu Allah'ın izniyle gelecekte de yapamayacaktır. Çünkü Allah'ın vaadine göre batıl, mutlaka yok olup gitmeye mahkumdur. Allah, bu düzeni insanların Allah'ın kadrini gereği gibi takdir edebilmesi, hak olanı açıkça görebilmeleri için yaratmıştır. Yoksa kuşkusuz, deccal sistemini ortadan kaldırmak ve Kuran ahlakını tüm dünyaya hakim kılmak için Allah'ın "Ol" emri yeterlidir. Deccal, kendi tuzağını büyük ve güçlü sanmıştır. Oysa Allah'ın tuzağı karşısında hüsrana uğramıştır. Alemlerin Rabbi olan Allah ayetlerinde şöyle bildirir:
Eğer o ülkeler halkı inansalardı ve korkup-sakınsalardı, gerçekten üzerlerine hem gökten, hem yerden (sayısız) bolluklar (bereketler) açardık; ancak onlar yalanladılar, Biz de onları kazanageldikleri nedeniyle yakalayıverdik.
O ülkeler halkı, geceleri uyurken, onlara zorlu azabımızın gelmeyeceğinden güvende miydiler?
Ya da o ülkeler halkı, kuşluk vakti eğlenceye dalmışken, onlara zorlu-azabımızın gelmeyeceğinden güvende miydiler?
(Veya) Onlar, Allah'ın tuzağından güvende mi idiler? Allah'ın bir tuzak kurmasından, hüsrana uğrayan bir topluluktan başkası (akılsızca) güvende olmaz. (Araf Suresi, 96-99)
Akıl ve vicdan sahibi bir insanın sorumluluğu, aklın, mantığın, vicdanın ve bilimin gösterdiği doğrulara uymak ve her varlığı Allah'ın yarattığı gerçeğini kabul etmektir. Kuşkusuz Yüce Rabbimiz'in insanların övgüsüne, teslimiyetine, takdirine ve ibadetine ihtiyacı yoktur. İhtiyacı olan yalnızca insanın kendisidir. Allah'a karşı büyüklenmek insana dünyada ve ahirette hüsrandan başka bir şey getirmeyecektir. Allah'a teslim olmak ise, dünyada hayırlı ve güzel bir yaşamın, ahirette ise bu dünya ile kıyaslanmayacak sonsuz ve büyük nimetlere kavuşmanın bir vesilesidir. Ama hepsinin üzerinde, insana en büyük mükafat Allah'ın rızası olacaktır.
Deccalin yenilgisi ise sonsuza kadar devam edecektir. Darwinizm'in çöküşü bunun en önemli göstergesidir. Önemli olan bundan sonra vicdanın gösterdiği yola uymak, bir ömrü deccalin esiri olarak harcamamaktır. Eğer bir insanın aklı ve şuuru yerindeyse, yapılması gereken budur.
Her varlığın sahibi ve hakimi olan Allah bir ayetinde şöyle buyurur:
Azap size gelip çatmadan evvel, Rabbinize yönelip-dönün ve O'na teslim olun. Sonra size yardım edilmez. Rabbinizden, size indirilenin en güzeline uyun; siz hiç şuurunda değilken, azap apansız size gelip çatmadan evvel. (Zümer Suresi, 54-55)
Fakat bu aldatmaca hedefine ulaşmıştır. Hadislerde deccalin fitnesinin bütün dünyayı saracağı haber verilmiştir. Gerçekten de bütün dünya, deccali sistem olan masonluğun etkisiyle batıl bir sistemi, bilinçsizce, şuursuzca kabul etmiştir. Her milletten, her inançtan çok sayıda insan, bu batıl sisteme uyum gösterir hale gelmiştir. İnsanlar, böyle bir batıl dine uyum göstermenin kendileri için nasıl bir açmaz oluşturacağını tahmin edememişlerdir. Pek çoğu bu teoriyi, gerçekten de bilimsel zannetmiş, bunu herhangi bir teori olarak görmüş, bunun kendi dünyaları, kendi gelecekleri için ne kadar büyük tehlikeler içerdiğini anlamamışlardır. Öngörülü davranamamış, insanın sözde evrimleşmiş bir hayvan olduğunu iddia eden bir yalanın, insanlar, toplumlar, devletler üzerinde nasıl tahrip edici bir etki oluşturacağını önceden görememişlerdir. Sapkın bir fikir sisteminin her yandan kendilerini sarıp kuşattığını, çocuklarını, ülkelerini, yaşadıkları ortamı olumsuz etkilediğini fark edememişlerdir. Bu sapkın fikir sisteminin; etraflarındaki saldırıların, katliamların, cinayetlerin, hırsızlıkların, ahlaksızlığın, dejenerasyonun, anarşizmin, savaşların, terörün temel sebebini oluşturduğunu ve gitgide bu bataklığın içine battıklarını anlayamamışlardır. Çocuklarına Darwinizm'i öğretmenin, onları kötü ahlaklı, isyankar, dejenere hale getireceğini, insani vasıflardan uzaklaştıracağını düşünememişlerdir. Deccali sistem olan masonluk, o kadar sinsi bir şekilde yaklaşmış, o kadar büyük bir oyun oynamıştır ki, insanların büyük çoğunluğu farkında olmadan, başlarına ne geleceğini bilmeden bu oyunun esiri olmuşlardır. Şu an dünyanın içinde bulunduğu durum, bu gafletin ve Darwinizm belasına karşı gösterilen bu umursuzluğun sonucudur.
İnsanların büyük kısmının farkında olarak veya olmadan deccalin savunduğu yaşam tarzına uymalarının, deccaliyetin dediklerini yapmalarının kuşkusuz çok zarar verici sonuçları olmuştur. Deccalin batıl dinine tabi olmak, Allah'ın razı olduğu güzel ahlaktan, Rabbimiz'in hoşnutluğundan uzaklaşmak anlamına gelir. Dünyanın geniş bir kesiminde Kuran ahlakına uygun olmayan bir yaşam sürdürülmesinin temel sebebi budur. Allah Kuran'da, insanların birbirlerine iyiliği emredip kötülükten men etmelerini öğütler. Bugün dünyanın pek çok yerinde bu büyük sorumluluk yerine getirilmemekte, tam tersine insanlar hep kötü olana doğru yönlendirilmektedir. Allah, insanları bencillikten, cimrilikten, nankörlükten, vefasızlıktan, menfaat düşkünlüğünden, harama girmekten, kıskançlık, kötü söz söylemekten ve adaletsizlikten, israftan, gurur, büyüklenme ve öfkeden sakındırmıştır. Şu anda ise pek çok toplumda bu ahlak anlayışının tam tersi yaşanmaktadır. Kuran'a uyan Müslümanlar arasında karşındakinin nefsini kendi nefsinden önde tutmak, ona her konuda mutlaka öncelik vermek esastır. Fakat şu an insanların büyük bir kısmı yalnızca kendi menfaatlerini gözetmekte ve bu uğurda çok küçük düşürücü tavırlara dahi tenezzül etmektedir. Kuran'a göre haksız yere bir can almak haramdır. Şu anda ise işlenen cinayetlerin sayısı hayret uyandıracak kadar fazladır. Kuran'a göre herkes bir diğerinin hakkını gözetmekle yükümlüdür. Oysa şu an dünyanın pek çok ülkesinde sistem, insanların birbirlerinin hakkını elinden alma, birbirlerini aldatma sistemi üzerine kurulmuştur. Kuran'a göre malın ihtiyaç olandan fazlası yoksul olana verilir . Yine dünyanın pek çok ülkesinde şu anki sistemde yoksul sürekli daha da fazla sömürülmekte, adeta yok edilmeye çalışılmakta, zengin olan ise daha fazla mala sahip olabilmek için hırs yapmaktadır.
Allah'ın Kuran'da belirttiği ahlakın tam tersinin yaşanması, deccalin kurduğu sistemin bir sonucudur. İnsanların büyük çoğunluğu, deccalin sistemine uymalarının bir sonucu olarak ferahlık içinde yaşayabilecekken yaşayamamakta, mutlu olabilecekken olamamakta, nimetlere kavuşabilecekken bereketsizlik içinde yaşamaktadırlar. Deccalin sistemi insanlar için büyük bir kabus, bir bela olmuştur.
Fakat deccalliyet artık fikren ölmüştür. Masonların tüm oyunları ortaya çıkarılmış, yok edilmiştir. Deccaliyetin ayakta durup tutunacağı hiçbir dal kalmamıştır. İnsanları artık daha fazla aldatamamakta, Darwinizm aldatmacasına kimseyi inandıramamaktadır.
Bunu Allah'ın izniyle gelecekte de yapamayacaktır. Çünkü Allah'ın vaadine göre batıl, mutlaka yok olup gitmeye mahkumdur. Allah, bu düzeni insanların Allah'ın kadrini gereği gibi takdir edebilmesi, hak olanı açıkça görebilmeleri için yaratmıştır. Yoksa kuşkusuz, deccal sistemini ortadan kaldırmak ve Kuran ahlakını tüm dünyaya hakim kılmak için Allah'ın "Ol" emri yeterlidir. Deccal, kendi tuzağını büyük ve güçlü sanmıştır. Oysa Allah'ın tuzağı karşısında hüsrana uğramıştır. Alemlerin Rabbi olan Allah ayetlerinde şöyle bildirir:
Eğer o ülkeler halkı inansalardı ve korkup-sakınsalardı, gerçekten üzerlerine hem gökten, hem yerden (sayısız) bolluklar (bereketler) açardık; ancak onlar yalanladılar, Biz de onları kazanageldikleri nedeniyle yakalayıverdik.
O ülkeler halkı, geceleri uyurken, onlara zorlu azabımızın gelmeyeceğinden güvende miydiler?
Ya da o ülkeler halkı, kuşluk vakti eğlenceye dalmışken, onlara zorlu-azabımızın gelmeyeceğinden güvende miydiler?
(Veya) Onlar, Allah'ın tuzağından güvende mi idiler? Allah'ın bir tuzak kurmasından, hüsrana uğrayan bir topluluktan başkası (akılsızca) güvende olmaz. (Araf Suresi, 96-99)
Akıl ve vicdan sahibi bir insanın sorumluluğu, aklın, mantığın, vicdanın ve bilimin gösterdiği doğrulara uymak ve her varlığı Allah'ın yarattığı gerçeğini kabul etmektir. Kuşkusuz Yüce Rabbimiz'in insanların övgüsüne, teslimiyetine, takdirine ve ibadetine ihtiyacı yoktur. İhtiyacı olan yalnızca insanın kendisidir. Allah'a karşı büyüklenmek insana dünyada ve ahirette hüsrandan başka bir şey getirmeyecektir. Allah'a teslim olmak ise, dünyada hayırlı ve güzel bir yaşamın, ahirette ise bu dünya ile kıyaslanmayacak sonsuz ve büyük nimetlere kavuşmanın bir vesilesidir. Ama hepsinin üzerinde, insana en büyük mükafat Allah'ın rızası olacaktır.
Deccalin yenilgisi ise sonsuza kadar devam edecektir. Darwinizm'in çöküşü bunun en önemli göstergesidir. Önemli olan bundan sonra vicdanın gösterdiği yola uymak, bir ömrü deccalin esiri olarak harcamamaktır. Eğer bir insanın aklı ve şuuru yerindeyse, yapılması gereken budur.
Her varlığın sahibi ve hakimi olan Allah bir ayetinde şöyle buyurur:
Azap size gelip çatmadan evvel, Rabbinize yönelip-dönün ve O'na teslim olun. Sonra size yardım edilmez. Rabbinizden, size indirilenin en güzeline uyun; siz hiç şuurunda değilken, azap apansız size gelip çatmadan evvel. (Zümer Suresi, 54-55)
25 Ocak 2010 Pazartesi
İSLAM'LA EVRİMİ BAĞDAŞTIRMAYA ÇALIŞMAK PASİF, ACİZ, TESLİMİYETÇİ BEYHUDE BİR GİRİŞİMDİR
Darwinizm, Allah'ın varlığı ve birliğini, insanların Rabbimiz'e karşı sorumlu olduklarını inkar eder. Materyalizmin ve din ahlakına uygun olmayan akımların dayanak noktasıdır. Bu nedenle bilimsel olarak çürütülmüş olmasına rağmen, ideolojik kaygılarla sürekli ayakta tutulmaya çalışılmaktadır. Evrenin ve insanın, kör tesadüflerin eseri olduğu yanılgısını savunan Darwinist-materyalist akımlar, sözde bir tür hayvan olan insanların arasındaki ilişkilerin de hayvani olması gerektiğini iddia ederler. Bu sapkın görüş, bencilliği, acımasızlığı, kavgayı, çatışmayı, adam öldürmeyi kendince makul görür. Merhamet, sevgi, şefkat, saygı gibi duyguları ise sözde evrim sürecini gerileten birer engel olarak kabul eder. Darwinist telkinlerle insan sevgisinden uzak, zalim, saldırgan, çıkarcı insanlar yetişir.
Bu durum karşısında, insanlığın Darwinizm'in tehlikelerine ve aldatmacalarına karşı uyarılması ve böylesine tehlikeli bir zihniyetin fikren etkisiz hale getirilmesi hayati öneme sahiptir. Ne var ki, Darwinizm'i ve sebep olduğu tehlikeleri kavrayamayan insanlar, Darwinizm'e karşı yürütülen ilmi mücadelenin de önemini anlayamamaktadır.
Bu kişiler Darwinizm'le ilmen mücadele etmek yerine, bu mücadeleyi göz ardı edebilmek ve bu mücadeleden kaçınabilmek için farklı yollara başvururlar. Bazıları, "Darwinizm aslında bu kadar önemli bir konu değil" diyerek kendilerince bu fikri mücadeleyi önemsiz görmeye ve göstermeye çalışır. Bazıları da, İslam ile evrim teorisi arasında sözde "orta bir yol" oluşturmayı hedefler. Bunun için kendilerince Darwinizm'le İslam'ı bağdaştırmaya uğraşırlar. "Darwinizm'i Müslümanlaştırma çabası" olarak adlandırabileceğimiz bu tutum, çok ciddi hatalar ve yanılgılar içermektedir. Darwinizm'le İslamiyet arasında kendince fikri bir "uzlaşma" aramak, Müslüman için asla söz konusu olmamalıdır. Ortaya atılma sebebi, Allah'ı ve yaratılışı inkar etmek olan bir teori ile "uzlaşmak" samimi olarak iman edenler için mümkün değildir. Üstelik, Kuran ayetlerinde de, Peygamberimiz (sav)'in hadislerinde de evrime işaret eden tek bir açıklama dahi bulunmamaktadır.
Evrimi Bilimsel Bir Teori Zannederek Kendilerince Müslümanlaştırmaya Çalışanlar Yanılmaktadır
Darwinizm’le ilmi mücadele etmekten kaçınanlardaki ortak psikoloji Darwinizm'e karşı hissedilen bir tür eziklik duygusudur. Evrim teorisinin bilimsel bulgulara dayandığını sananlar, bilimsellik karşısında çaresiz olduklarını düşünürler. Evrimcilerin öne sürdükleri iddiaların, doğruluğu ispatlanmış verilerle desteklendiğini, dolayısıyla kendilerinin bunlara cevap vermelerinin neredeyse imkansız olduğunu zannederler. Cevap vermelerinin mümkün olmadığını sandıkları için de, daha en baştan "teslim olmayı" kabul ederler.
Oysa evrim teorisinin bilimsel bir teori olduğu yanılgısı, bu konuda yapılan yoğun propagandanın bir ürünüdür. Televizyon haberlerinde, gazete ve dergi yazılarında sürekli, evrimin ispatlanmış, reddedilmesi mümkün olmayan bir teori olduğu imajı verilir. Evrim teorisini savunmanın bilimi savunmak olduğu, evrimi reddetmenin ise bilime karşı gelmek olduğu izlenimi oluşturulur. Ancak bilimsel bulgular bu propagandanın tam tersini göstermektedir. Bilim, evrimi desteklememekte tam tersine çürütmektedir. Tarafsız olarak bilimi savunan bir insanın evrimi savunması da aslında mümkün değildir. Evrim teorisinin bu derece gündemde tutulması, bilimsel bir teori olması nedeniyle değil, materyalizmin ve dinsizliğin dayanak noktası olması nedeniyledir. Diğer bir deyişle, evrim propagandası bilimsel nedenlerle değil, ideolojik kaygılarla yapılmaktadır.
Bazı Müslümanların bilinçaltlarında "Darwinizm'le mücadele etmenin imkansız olduğunu" düşünmelerinin temelinde de bu yoğun propagandanın etkisi vardır. Bu propagandalar sonucu, hiçbir doğruluk payı olmadığı halde, evrime karşı çıkmanın bilime karşı çıkmak olduğu kanısı oluşur. Bilime karşı çıkmamak için de, bilimsel olduğu sanılan evrim teorisiyle İslamiyet arasında "orta bir yol" oluşturulmaya çalışılır. Ama aslında bu, Darwinizm'le fikri mücadele etmekten kaçınmak için bir yol oluşturmaktır.
Halbuki Darwinizm'le fikren, açık ve net bir şekilde mücadele etmekten çekinilmesi gereken hiçbir husus yoktur. Bilimin evrimi ispatladığını sandıkları için, bu konuyla yakından ilgilendiklerinde kendilerinin de bu telkinlerin etkisinde kalıp inançlarının sarsılacağından, dünya görüşlerinin değişeceğinden korkanların endişeleri yersizdir. Bilim Darwinizm'i değil, Yaratılış'ı göstermektedir. Darwinizm'in öne sürdüğü iddiaların her biri, yüzlerce bilimsel delille çürütülmüştür. Müslümanların yapması gereken, bu delilleri de kullanarak, Darwinizm'i fikren tam anlamıyla etkisiz hale getirmektir.
Bazı Müslümanlar, tamamen spekülatif yöntemlerle ve ideolojik sebeplerle yapılan evrim propagandalarını gözlerinde büyütüp, bununla baş edemeyeceklerini zannederek, şevkle ve heyecanla Darwinizm'le ilmen mücadele edeceklerine, pasif ve teslimiyetçi bir yol benimsemektedir.
Bu pasif ve teslimiyetçi tutumun en çirkin örneklerinden biri, daha önce de belirttiğimiz gibi, Darwinizm'i sözde Müslümanlaştırmaya çalışmaktır. Bu tutumlarını destekleyebilmek için de Sümer dönemi toplumlarından kalan putperest inançları kullanarak, alim olarak addettikleri kişilerin sözlerini aktarır ve "Din bunu anlatıyor" mesajı vermeye çalışırlar. Oysa bu açıkça, Darwinizm'le fikri mücadele etmekten kaçınmak için bir bahane yöntemidir. Pasif, teslimiyetçi mücadelenin çok çirkin bir yönüdür.
Bu kimseler, korkup fikren yenemeyeceklerini düşündükleri Darwinizm'e karşı bu yöntemi kullanarak, gizli mağlubane bir mücadele şeklini uygulamış olurlar. Oysa Allah'a kalpten inanan, O'nun üstün gücünü takdir eden bir Müslüman için bu mücadele şekli son derece küçük düşürücüdür. Salih bir Müslümanın mücadelesinin, pasif ve mağlubane olması mümkün değildir. "Biz de aynı şeyi savunuyoruz" mantığı ile Darwinizm'e karşı koymak söz konusu olamaz. Müslümanın iman ettiği gerçek, her şeyi Allah'ın yarattığı gerçeğidir. Dolayısıyla bir Müslümanın Darwinistler ile aynı şeyi savunuyor olması mümkün değildir. Müslüman, Darwinizm'e karşı açık, galibane bir fikri mücadele içinde olmalıdır. Allah'tan gereği gibi korkan bir Müslümanın, Darwinizm ile aynı fikri ve ideolojiyi savunması mümkün değildir.
Darwinizm tehlikesinin farkına varamamış, onun Allah inancına karşı mücadelesini anlayamamış olan bu insanların, yanlış yöntemler uygulamak yerine bu konuda hiç yorum yapmamaları çok daha iyi olacaktır. Fikri mücadeleden korku duyup, güç yetiremedikleri konularda yanlış ve akılsızca metodlara başvurmak yanlış bir tutumdur. Darwinizm, ciddi şekilde karşı konulması ve tamamen ortadan kaldırılması gereken büyük bir tehlikedir. Bu büyük tehlikenin farkına varmayarak Darwinizm'e karşı yapılan fikri mücadeleye engel oluşturmak, büyük bir hata ve Allah'a karşı büyük bir sorumluluktur.
İslam'da Evrim Olduğunu İddia Edenler 100 Milyon Fosilin Evrimi Yıktığını Bilmiyorlar
Bazı Müslümanlar, 1940-50'lerin bilgisiyle evrimin bilim tarafından desteklenen bir teori olduğunu zannederek, "Müslümanlar Darwin'den çok önce evrimi biliyorlardı" gibi aciz ve garip bir mantık örgüsüyle kendilerince İslamla evrimi bağdaştırmaya çalışmaktadırlar. Bu mantık, ciddi bir bilgisizliğin ürünüdür.
Birincisi, evrim yanılgısı ilk Darwinle ortaya çıkmış bir düşünce değildir. Tarih boyunca tüm materyalistler canlıların taştan, topraktan kendi kendine oluştuğu ve canlıların sözde birbirinden türediği iddiasında bulunmuşlardır. Evrim, binlerce yıl öncesine dayanan bir pagan inancıdır. Sümerler de, antik Mısırlılar da evrime inanan ve evrimi savunan toplumlardır. Örneğin Mısırlılar, canlıların Nil'in çamurlu sularından kendi kendine çıktıklarını düşünürlerdi. Dolayısıyla "evrim Darwin'den önce de biliniyordu, Müslümanlar da evrimi biliyordu" diye yeni birşey bulmuş gibi ortaya çıkmanın manası yoktur. Müslümanlar da, ilk Yahudiler de, ilk Hıristiyanlar da, Sümerler de, Mısırlılar da evrim diye sapkın bir düşünce olduğunu elbette biliyorlardı. Ama günümüzde olduğu gibi, o dönemde de akıl ve vicdan sahibi olanlar evrimin bir yanılgı olduğunu açıkça görebiliyorlar, bazı insanlar da materyalist ve ateist bir zihniyete sahip oldukları için bu yanılgıya sahip çıkıyorlardı.
İkincisi, canlıların aşama aşama birbirlerinden türeyerek var oldukları iddiası bilimsel olarak hiçbir bulguyla desteklenmemiştir. Eğer canlılar Darwin'in veya geçmişte yaşamış evrimcilerin iddia ettiği gibi birbirinden türemiş olsaydı, bunun fosil kayıtlarında açıkça görülmesi gerekirdi. Bugüne kadar yapılan kazılarda 100 milyondan fazla fosil elde edilmiştir. Ama bunların içinde bir canlının diğerine dönüştüğünü, canlıların sözde ortak ataya sahip olduğunu gösteren bir tane bile fosil yoktur. 100 milyon fosilin hepsi istisnasız canlıların sahip oldukları tüm özellikleri ile aniden ortaya çıktıklarını, yani yaratıldıklarını ve yüz milyonlarca yıl boyunca hiç değişmediklerini, yani evrim geçirmediklerini göstermektedir. 150 yıldır dünyanın dört bir yanı delik deşik edilip bir tane bile ara form fosili bulunamışsa, evrimcilere yapılan "bir tane ara form fosili getirin 10 trilyon vereceğiz" çağrısına aylardır bir kişi bile cevap verememişse, Darwin bile ara fosil bulunmazsa teorisinin yıkılacağını söylemişse, yani ortada bir tane bile somut bulgu yoksa, masallar anlatmanın "atalarımız mikropmuş", "kuşların atası bulundu", "atalarımız hurmaymış" başlıkları atmanın bir anlamı yoktur.
Allah, Evreni ve Canlılığı Evrimle Yaratmamıştır
Allah Kuran'da, canlılığın ve evrenin yaratılışı hakkında pek çok ayet indirmiştir. Fakat bu ayetlerde, canlıların birbirlerinden türediklerine, aralarında evrimsel bir bağ olduğuna dair hiçbir bilgi ya da işaret bulunmamaktadır. Elbette Allah dileseydi canlıları evrimle de yaratabilirdi. Ancak Kuran'da bu yönde bir işarete rastlanmamakta, evrimcilerin öne sürdüğü gibi türlerin aşama aşama oluşumunu destekleyecek hiçbir ayet bulunmamaktadır. Eğer böyle bir yaratılış şekli olsaydı, bunu, Kuran ayetlerinde detaylı açıklamaları ile görmemiz mümkün olurdu. Ancak tam tersine Kuran'da canlılığın ve evrenin Allah'ın "Ol" emriyle mucizevi şekilde var edildiği bildirilmektedir:
Gökleri ve yeri (bir örnek edinmeksizin) yaratandır. O, bir işin olmasına karar verirse, ona yalnızca "Ol" der, o da hemen oluverir. (Bakara Suresi, 117)
Eğer iddia edildiği gibi, gerçekten Hz. Adem'den önce yarı maymun-yarı insan canlılar yaşamış olsalar, canlılığın yaratılışında mutasyonların, doğal seleksiyonların etkisi olsa, Allah bunu bize Kuran-ı Kerim'de açık, net ve kolay anlaşılır bir biçimde haber verirdi. Ancak, Kuran'ın hiçbir ayetinde böyle bir bilgi bulunmamaktadır. Tam tersine bir çok ayette, insanın yoktan, en güzel biçimde yaratıldığı bildirilmektedir:
Doğrusu, Biz insanı en güzel bir biçimde yarattık. (Tin Suresi, 4)
Gökleri ve yeri hak olmak üzere yarattı ve size düzenli bir biçim (suret) verdi; suretlerinizi de güzel yaptı. Dönüş O'nadır. (Tegabün Suresi, 3)
Darwinizm'i Kendilerince Müslümanlaştırmaya Çalışanlar, Meleklerin ve Cinlerin Yaratılışını Açıklayamazlar
Üstün güç sahibi olan Rabbimiz, dilediğini dilediği şekilde ve zamanda, örnek edinmeksizin yoktan var edendir. Allah birşeyin olmasını dilediğinde, sadece ona "Olmasını" emreder:
Onu istediğimizde herhangi bir şey için sözümüz, ona yalnızca "Ol" demekten ibarettir; o da hemen oluverir. (Nahl Suresi, 40)
Allah her türlü eksiklikten ve noksanlıktan münezzeh olan, hiçbir şeye ihtiyacı olmayandır. Dolayısıyla Allah'ın yaratması için de hiçbir sebebe, araca, aşamaya ihtiyaç yoktur. Dünyada herşeyin belli sebeplere, doğa kanunlarına bağlı olması kimseyi yanıltmamalıdır. Allah, tüm bu sebeplerin Yaratıcısı olarak bunlardan tamamen münezzehtir.
Ancak bu gerçekleri gereği gibi düşünmeyenler, çeşitli yanılgılara kapılabilirler. Kendilerince Darwinizm'le İslam arasında bir uzlaşma oluşturmaya çalışanlar da bu düşünme eksikliği nedeniyle yanılmaktadırlar. Allah'ın üstün yaratma gücünü, yaratma sanatındaki mükemmeliği takdir edemedikleri için "İslami evrim" gibi olmadık yorumlarda bulunmaktadırlar. İnsanın evrimle gelişim gösterdiğini iddia eden bu kişilere, meleklerin ve cinlerin nasıl yaratıldığı sorulduğunda ise cevapları "Allah yoktan yarattı" olacaktır. Cinleri ve melekleri Allah'ın yarattığını bilip kabul eden bu kişilerin, Allah'ın, insanı da aynı şekilde yaratmış olduğunu düşünememeleri, bunu akledememeleri oldukça vahimdir. Meleği "Ol" emri ile bir kerede yaratan Yüce Rabbimiz'in, insanı da aynı şekilde yaratmış olduğunu görememeleri çok şaşırtıcı bir durumdur.
Allah Kuran'da cinlerin, insanlardan farklı olarak, ateşten yaratıldıklarını haber vermiştir:
İnsanı, ateşte pişmiş gibi kuru bir çamurdan yarattı. Cann'ı (cinni) da 'yalın-dumansız bir ateşten' yarattı. (Rahman Suresi, 14-15)
Kuran'da haber verildiği gibi, meleklerin yaratılışı da insanın yaratılışından çok farklıdır. Ayette meleklerin yaratılışı şöyle bildirilmektedir:
Hamd, gökleri ve yeri yaratan, ikişer, üçer ve dörder kanatlı melekleri elçiler kılan Allah'ındır; O, yaratmada dilediğini arttırır. Şüphesiz Allah, herşeye güç yetirendir. (Fatır Suresi, 1)
Ayette yer alan ifadeden açıkça anlaşıldığı üzere melekler görünüm olarak da insanlardan çok farklıdırlar. Ayrıca Kuran'da hem meleklerin hem de cinlerin insanlardan önce yaratıldığı haber verilmektedir. Allah ilk insan olan Hz. Adem'i yaratacağı zaman, önceden yaratmış olduğu meleklere ve bir cin olan İblis'e Hz. Adem'e secde etmelerini emretmiştir. Ayette şöyle bildirilmektedir:
Hani meleklere: "Adem'e secde edin" demiştik; İblis'in dışında (diğerleri) secde etmişlerdi. O cinlerdendi, böylelikle Rabbinin emrinden dışarı çıkmıştı. Bu durumda Beni bırakıp onu ve onun soyunu veliler mi edineceksiniz? Oysa onlar sizin düşmanlarınızdır. (Bu,) Zalimler için ne kadar kötü bir (tercih) değiştirmedir. (Kehf Suresi, 50)
Allah için yaratmak çok kolaydır. Rabbimiz hiçbir sebep olmadan yoktan var edendir. Cinleri ve melekleri nasıl farklı şekillerde ve yoktan var ettiyse, insanı da evrime gerek olmadan, ayrı bir varlık olarak yoktan var etmiştir. Aynı durum hayvanlar ve bitkiler gibi diğer canlılar için de geçerlidir. Kuran'da bildirilen açık gerçek şudur: Allah bu canlıların hiçbirini evrimleştirmeden, yani türleri başka türlere dönüştürmeden bir anda yoktan var etmiştir.
Evrimi Savunan Müslümanlar, Hz. Musa'nın Asasının Yılana Dönüşünü, Hz. İsa'nın Üflediği Çamurun Kuş Olup Uçmasını Açıklayamazlar
Kuran'da Hz. Musa'nın elindeki asayı yere attığında, Allah'ın dilemesiyle bu asanın canlı bir yılana dönüştüğü bildirilmektedir. Hz. Musa asasını yere attığında, cansız bir ağaç dalı canlı bir yılana dönüşmekte, eline aldığında yılan tekrar cansız bir ağaca dönüşmektedir, sonra tekrar yere attığında yine can bulmaktadır. Yani cansız bir madde, canlanmakta, sonra ölmekte, sonra yine canlanmaktadır. Böylece Allah bu mucizesiyle insanlara, sürekli Yaratılış'ı göstermektedir. Ayetlerde şöyle buyrulur:
Böylece, onu attı; (bir de ne görsün) O HEMEN HIZLA KOŞAN (KOCAMAN) BİR YILAN (OLUVERMİŞ).
Dedi ki: "Onu al ve korkma, Biz onu ilk durumuna çevireceğiz." (Taha Suresi, 20-21)
"Sağ elindekini atıver, ONLARIN YAPTIKLARINI YUTACAKTIR; çünkü onların yaptıkları yalnızca bir büyücü hilesidir. Büyücü ise nereye varsa kurtulamaz." (Taha Suresi, 69)
"Asanı bırak;" (Bıraktı ve) ONUN ÇEVİK BİR YILAN GİBİ HAREKET ETTTİĞİNİ görünce, geriye doğru kaçtı ve arkasına bakmadı. “Ey Musa, korkma; şüphesiz Ben(im); Benim yanımda gönderilen (elçiler) korkmaz." (Neml Suresi, 10)
Hz. Musa elindeki asasını yere attığı anda, Allah'ın lütfuyla, cansız bir odun parçası, hızla hareket eden, diğer şahısların ortaya koyduklarını yutan, yani sindirim sistemi de olan tamamen canlı bir varlığa dönüşmektedir. Böylece Allah insanlara canlılığın nasıl yoktan var edildiğinin bir örneğini göstermektedir. Cansız bir madde, sadece Allah'ın dilemesiyle, yani "Ol" emriyle can bulmaktadır. Allah'ın Hz. Musa'ya lütfettiği bu mucize, eski Mısırlıların batıl evrim inanışlarını bir hamlede yerle bir etmiş, Hz. Musa'nın karşısına olan insanlar dahi hemen o an gerçeği kavrayıp, batıl inanışlarını bırakıp, Allah'a iman etmişlerdir.
Hz. İsa da putperest düşünceye, pagan inanışlara ve tahrif olmuş Museviliğe karşı mücadele yürütmüş, doğruyu ve hakkı anlatmış, ama o da asıl olarak ilk önce Yaratılış'ı ispat etmiştir. Kuran'da Hz. İsa'nın da çamurdan kuş biçiminde birşey yaptığı, sonra bunun içine üflediğinde, Allah'ın dilemesiyle, bu kuşun hayat bulup canlandığı haber verilmiştir:
Allah şöyle diyecek: "Ey Meryemoğlu İsa, sana ve annene olan nimetimi hatırla. Ben seni Ruhu'l-Kudüs ile destekledim, beşikte iken de, yetişkin iken de insanlarla konuşuyordun. Sana kitabı, hikmeti, Tevrat'ı ve İncil'i öğrettim. İZNIMLE ÇAMURDAN KUŞ BIÇIMINDE (BIR ŞEYI) OLUŞTURUYORDUN DA (YINE) IZNIMLE ONA ÜFÜRDÜĞÜNDE BIR KUŞ OLUVERIYORDU... (Maide Suresi, 110)
Bu kuş, hiçbir sebebe bağlı olmadan, Allah'ın dilemesi ve mucizesiyle, can bulmaktadır Cansız bir maddeden can sahibi olan kuş, Yüce Allah'ın örneksiz, sebepsiz, üstün yaratışının örneklerinden biridir. Hz. İsa da, Allah'ın lütfettiği bu mucizeyle, evrimci düşüncenin mantıksızlığını ve geçersizliğini gözler önüne sermektedir.
Kendilerince İslamla evrimi bağdaştırmaya çalışanların ise Rabbimiz'in bu mucizelerini açıklayabilmeleri mümkün değildir.
SONUÇ: Darwinizm Yıkılmıştır, Son Çırpınışların Faydası Yoktur
Bilim evrimin geçersizliğini ortaya koymuştur. Bu gerçeği gösteren eserler, belgeseller, konferanslar, sergilerle halkımız tam anlamıyla bilinçlenmiş, gerçeği görmüştür. Güneş bir kere doğmuştur, bazı kimseler kendilerince propagandalarla ve masallarla Güneş'in doğduğunu saklamak isteseler de, bu doğuşu geri çevirmeleri mümkün değildir. Halkımız lokantalarda, eczanelerde, alışveriş merkezlerinde fosilleri kendi gözleriyle görüp incelemiş, evrimin yaşanmadığına bizzat tanıklık etmiştir. Bundan sonra Darwinistler istedikleri hikayeleri anlatsınlar, istedikleri kadar aralıksız propaganda yapsınlar, istedikleri kadar baskı oluşturmaya çalışsınlar, evrimi ayakta tutmaları mümkün değildir. Evrim çökmüştür, Darwinizm ölmüştür. Devir, Darwinizm'in cenazesinin kaldırılması devridir. Evrimcilere tavsiyemiz, beyhude çabaları bir yana bırakıp, akılcı ve mantıklı davranıp, bilimsel verileri gözardı etmeyip, Darwinizmin yok olduğunu kabul etmeleridir.
Bu durum karşısında, insanlığın Darwinizm'in tehlikelerine ve aldatmacalarına karşı uyarılması ve böylesine tehlikeli bir zihniyetin fikren etkisiz hale getirilmesi hayati öneme sahiptir. Ne var ki, Darwinizm'i ve sebep olduğu tehlikeleri kavrayamayan insanlar, Darwinizm'e karşı yürütülen ilmi mücadelenin de önemini anlayamamaktadır.
Bu kişiler Darwinizm'le ilmen mücadele etmek yerine, bu mücadeleyi göz ardı edebilmek ve bu mücadeleden kaçınabilmek için farklı yollara başvururlar. Bazıları, "Darwinizm aslında bu kadar önemli bir konu değil" diyerek kendilerince bu fikri mücadeleyi önemsiz görmeye ve göstermeye çalışır. Bazıları da, İslam ile evrim teorisi arasında sözde "orta bir yol" oluşturmayı hedefler. Bunun için kendilerince Darwinizm'le İslam'ı bağdaştırmaya uğraşırlar. "Darwinizm'i Müslümanlaştırma çabası" olarak adlandırabileceğimiz bu tutum, çok ciddi hatalar ve yanılgılar içermektedir. Darwinizm'le İslamiyet arasında kendince fikri bir "uzlaşma" aramak, Müslüman için asla söz konusu olmamalıdır. Ortaya atılma sebebi, Allah'ı ve yaratılışı inkar etmek olan bir teori ile "uzlaşmak" samimi olarak iman edenler için mümkün değildir. Üstelik, Kuran ayetlerinde de, Peygamberimiz (sav)'in hadislerinde de evrime işaret eden tek bir açıklama dahi bulunmamaktadır.
Evrimi Bilimsel Bir Teori Zannederek Kendilerince Müslümanlaştırmaya Çalışanlar Yanılmaktadır
Darwinizm’le ilmi mücadele etmekten kaçınanlardaki ortak psikoloji Darwinizm'e karşı hissedilen bir tür eziklik duygusudur. Evrim teorisinin bilimsel bulgulara dayandığını sananlar, bilimsellik karşısında çaresiz olduklarını düşünürler. Evrimcilerin öne sürdükleri iddiaların, doğruluğu ispatlanmış verilerle desteklendiğini, dolayısıyla kendilerinin bunlara cevap vermelerinin neredeyse imkansız olduğunu zannederler. Cevap vermelerinin mümkün olmadığını sandıkları için de, daha en baştan "teslim olmayı" kabul ederler.
Oysa evrim teorisinin bilimsel bir teori olduğu yanılgısı, bu konuda yapılan yoğun propagandanın bir ürünüdür. Televizyon haberlerinde, gazete ve dergi yazılarında sürekli, evrimin ispatlanmış, reddedilmesi mümkün olmayan bir teori olduğu imajı verilir. Evrim teorisini savunmanın bilimi savunmak olduğu, evrimi reddetmenin ise bilime karşı gelmek olduğu izlenimi oluşturulur. Ancak bilimsel bulgular bu propagandanın tam tersini göstermektedir. Bilim, evrimi desteklememekte tam tersine çürütmektedir. Tarafsız olarak bilimi savunan bir insanın evrimi savunması da aslında mümkün değildir. Evrim teorisinin bu derece gündemde tutulması, bilimsel bir teori olması nedeniyle değil, materyalizmin ve dinsizliğin dayanak noktası olması nedeniyledir. Diğer bir deyişle, evrim propagandası bilimsel nedenlerle değil, ideolojik kaygılarla yapılmaktadır.
Bazı Müslümanların bilinçaltlarında "Darwinizm'le mücadele etmenin imkansız olduğunu" düşünmelerinin temelinde de bu yoğun propagandanın etkisi vardır. Bu propagandalar sonucu, hiçbir doğruluk payı olmadığı halde, evrime karşı çıkmanın bilime karşı çıkmak olduğu kanısı oluşur. Bilime karşı çıkmamak için de, bilimsel olduğu sanılan evrim teorisiyle İslamiyet arasında "orta bir yol" oluşturulmaya çalışılır. Ama aslında bu, Darwinizm'le fikri mücadele etmekten kaçınmak için bir yol oluşturmaktır.
Halbuki Darwinizm'le fikren, açık ve net bir şekilde mücadele etmekten çekinilmesi gereken hiçbir husus yoktur. Bilimin evrimi ispatladığını sandıkları için, bu konuyla yakından ilgilendiklerinde kendilerinin de bu telkinlerin etkisinde kalıp inançlarının sarsılacağından, dünya görüşlerinin değişeceğinden korkanların endişeleri yersizdir. Bilim Darwinizm'i değil, Yaratılış'ı göstermektedir. Darwinizm'in öne sürdüğü iddiaların her biri, yüzlerce bilimsel delille çürütülmüştür. Müslümanların yapması gereken, bu delilleri de kullanarak, Darwinizm'i fikren tam anlamıyla etkisiz hale getirmektir.
Bazı Müslümanlar, tamamen spekülatif yöntemlerle ve ideolojik sebeplerle yapılan evrim propagandalarını gözlerinde büyütüp, bununla baş edemeyeceklerini zannederek, şevkle ve heyecanla Darwinizm'le ilmen mücadele edeceklerine, pasif ve teslimiyetçi bir yol benimsemektedir.
Bu pasif ve teslimiyetçi tutumun en çirkin örneklerinden biri, daha önce de belirttiğimiz gibi, Darwinizm'i sözde Müslümanlaştırmaya çalışmaktır. Bu tutumlarını destekleyebilmek için de Sümer dönemi toplumlarından kalan putperest inançları kullanarak, alim olarak addettikleri kişilerin sözlerini aktarır ve "Din bunu anlatıyor" mesajı vermeye çalışırlar. Oysa bu açıkça, Darwinizm'le fikri mücadele etmekten kaçınmak için bir bahane yöntemidir. Pasif, teslimiyetçi mücadelenin çok çirkin bir yönüdür.
Bu kimseler, korkup fikren yenemeyeceklerini düşündükleri Darwinizm'e karşı bu yöntemi kullanarak, gizli mağlubane bir mücadele şeklini uygulamış olurlar. Oysa Allah'a kalpten inanan, O'nun üstün gücünü takdir eden bir Müslüman için bu mücadele şekli son derece küçük düşürücüdür. Salih bir Müslümanın mücadelesinin, pasif ve mağlubane olması mümkün değildir. "Biz de aynı şeyi savunuyoruz" mantığı ile Darwinizm'e karşı koymak söz konusu olamaz. Müslümanın iman ettiği gerçek, her şeyi Allah'ın yarattığı gerçeğidir. Dolayısıyla bir Müslümanın Darwinistler ile aynı şeyi savunuyor olması mümkün değildir. Müslüman, Darwinizm'e karşı açık, galibane bir fikri mücadele içinde olmalıdır. Allah'tan gereği gibi korkan bir Müslümanın, Darwinizm ile aynı fikri ve ideolojiyi savunması mümkün değildir.
Darwinizm tehlikesinin farkına varamamış, onun Allah inancına karşı mücadelesini anlayamamış olan bu insanların, yanlış yöntemler uygulamak yerine bu konuda hiç yorum yapmamaları çok daha iyi olacaktır. Fikri mücadeleden korku duyup, güç yetiremedikleri konularda yanlış ve akılsızca metodlara başvurmak yanlış bir tutumdur. Darwinizm, ciddi şekilde karşı konulması ve tamamen ortadan kaldırılması gereken büyük bir tehlikedir. Bu büyük tehlikenin farkına varmayarak Darwinizm'e karşı yapılan fikri mücadeleye engel oluşturmak, büyük bir hata ve Allah'a karşı büyük bir sorumluluktur.
İslam'da Evrim Olduğunu İddia Edenler 100 Milyon Fosilin Evrimi Yıktığını Bilmiyorlar
Bazı Müslümanlar, 1940-50'lerin bilgisiyle evrimin bilim tarafından desteklenen bir teori olduğunu zannederek, "Müslümanlar Darwin'den çok önce evrimi biliyorlardı" gibi aciz ve garip bir mantık örgüsüyle kendilerince İslamla evrimi bağdaştırmaya çalışmaktadırlar. Bu mantık, ciddi bir bilgisizliğin ürünüdür.
Birincisi, evrim yanılgısı ilk Darwinle ortaya çıkmış bir düşünce değildir. Tarih boyunca tüm materyalistler canlıların taştan, topraktan kendi kendine oluştuğu ve canlıların sözde birbirinden türediği iddiasında bulunmuşlardır. Evrim, binlerce yıl öncesine dayanan bir pagan inancıdır. Sümerler de, antik Mısırlılar da evrime inanan ve evrimi savunan toplumlardır. Örneğin Mısırlılar, canlıların Nil'in çamurlu sularından kendi kendine çıktıklarını düşünürlerdi. Dolayısıyla "evrim Darwin'den önce de biliniyordu, Müslümanlar da evrimi biliyordu" diye yeni birşey bulmuş gibi ortaya çıkmanın manası yoktur. Müslümanlar da, ilk Yahudiler de, ilk Hıristiyanlar da, Sümerler de, Mısırlılar da evrim diye sapkın bir düşünce olduğunu elbette biliyorlardı. Ama günümüzde olduğu gibi, o dönemde de akıl ve vicdan sahibi olanlar evrimin bir yanılgı olduğunu açıkça görebiliyorlar, bazı insanlar da materyalist ve ateist bir zihniyete sahip oldukları için bu yanılgıya sahip çıkıyorlardı.
İkincisi, canlıların aşama aşama birbirlerinden türeyerek var oldukları iddiası bilimsel olarak hiçbir bulguyla desteklenmemiştir. Eğer canlılar Darwin'in veya geçmişte yaşamış evrimcilerin iddia ettiği gibi birbirinden türemiş olsaydı, bunun fosil kayıtlarında açıkça görülmesi gerekirdi. Bugüne kadar yapılan kazılarda 100 milyondan fazla fosil elde edilmiştir. Ama bunların içinde bir canlının diğerine dönüştüğünü, canlıların sözde ortak ataya sahip olduğunu gösteren bir tane bile fosil yoktur. 100 milyon fosilin hepsi istisnasız canlıların sahip oldukları tüm özellikleri ile aniden ortaya çıktıklarını, yani yaratıldıklarını ve yüz milyonlarca yıl boyunca hiç değişmediklerini, yani evrim geçirmediklerini göstermektedir. 150 yıldır dünyanın dört bir yanı delik deşik edilip bir tane bile ara form fosili bulunamışsa, evrimcilere yapılan "bir tane ara form fosili getirin 10 trilyon vereceğiz" çağrısına aylardır bir kişi bile cevap verememişse, Darwin bile ara fosil bulunmazsa teorisinin yıkılacağını söylemişse, yani ortada bir tane bile somut bulgu yoksa, masallar anlatmanın "atalarımız mikropmuş", "kuşların atası bulundu", "atalarımız hurmaymış" başlıkları atmanın bir anlamı yoktur.
Allah, Evreni ve Canlılığı Evrimle Yaratmamıştır
Allah Kuran'da, canlılığın ve evrenin yaratılışı hakkında pek çok ayet indirmiştir. Fakat bu ayetlerde, canlıların birbirlerinden türediklerine, aralarında evrimsel bir bağ olduğuna dair hiçbir bilgi ya da işaret bulunmamaktadır. Elbette Allah dileseydi canlıları evrimle de yaratabilirdi. Ancak Kuran'da bu yönde bir işarete rastlanmamakta, evrimcilerin öne sürdüğü gibi türlerin aşama aşama oluşumunu destekleyecek hiçbir ayet bulunmamaktadır. Eğer böyle bir yaratılış şekli olsaydı, bunu, Kuran ayetlerinde detaylı açıklamaları ile görmemiz mümkün olurdu. Ancak tam tersine Kuran'da canlılığın ve evrenin Allah'ın "Ol" emriyle mucizevi şekilde var edildiği bildirilmektedir:
Gökleri ve yeri (bir örnek edinmeksizin) yaratandır. O, bir işin olmasına karar verirse, ona yalnızca "Ol" der, o da hemen oluverir. (Bakara Suresi, 117)
Eğer iddia edildiği gibi, gerçekten Hz. Adem'den önce yarı maymun-yarı insan canlılar yaşamış olsalar, canlılığın yaratılışında mutasyonların, doğal seleksiyonların etkisi olsa, Allah bunu bize Kuran-ı Kerim'de açık, net ve kolay anlaşılır bir biçimde haber verirdi. Ancak, Kuran'ın hiçbir ayetinde böyle bir bilgi bulunmamaktadır. Tam tersine bir çok ayette, insanın yoktan, en güzel biçimde yaratıldığı bildirilmektedir:
Doğrusu, Biz insanı en güzel bir biçimde yarattık. (Tin Suresi, 4)
Gökleri ve yeri hak olmak üzere yarattı ve size düzenli bir biçim (suret) verdi; suretlerinizi de güzel yaptı. Dönüş O'nadır. (Tegabün Suresi, 3)
Darwinizm'i Kendilerince Müslümanlaştırmaya Çalışanlar, Meleklerin ve Cinlerin Yaratılışını Açıklayamazlar
Üstün güç sahibi olan Rabbimiz, dilediğini dilediği şekilde ve zamanda, örnek edinmeksizin yoktan var edendir. Allah birşeyin olmasını dilediğinde, sadece ona "Olmasını" emreder:
Onu istediğimizde herhangi bir şey için sözümüz, ona yalnızca "Ol" demekten ibarettir; o da hemen oluverir. (Nahl Suresi, 40)
Allah her türlü eksiklikten ve noksanlıktan münezzeh olan, hiçbir şeye ihtiyacı olmayandır. Dolayısıyla Allah'ın yaratması için de hiçbir sebebe, araca, aşamaya ihtiyaç yoktur. Dünyada herşeyin belli sebeplere, doğa kanunlarına bağlı olması kimseyi yanıltmamalıdır. Allah, tüm bu sebeplerin Yaratıcısı olarak bunlardan tamamen münezzehtir.
Ancak bu gerçekleri gereği gibi düşünmeyenler, çeşitli yanılgılara kapılabilirler. Kendilerince Darwinizm'le İslam arasında bir uzlaşma oluşturmaya çalışanlar da bu düşünme eksikliği nedeniyle yanılmaktadırlar. Allah'ın üstün yaratma gücünü, yaratma sanatındaki mükemmeliği takdir edemedikleri için "İslami evrim" gibi olmadık yorumlarda bulunmaktadırlar. İnsanın evrimle gelişim gösterdiğini iddia eden bu kişilere, meleklerin ve cinlerin nasıl yaratıldığı sorulduğunda ise cevapları "Allah yoktan yarattı" olacaktır. Cinleri ve melekleri Allah'ın yarattığını bilip kabul eden bu kişilerin, Allah'ın, insanı da aynı şekilde yaratmış olduğunu düşünememeleri, bunu akledememeleri oldukça vahimdir. Meleği "Ol" emri ile bir kerede yaratan Yüce Rabbimiz'in, insanı da aynı şekilde yaratmış olduğunu görememeleri çok şaşırtıcı bir durumdur.
Allah Kuran'da cinlerin, insanlardan farklı olarak, ateşten yaratıldıklarını haber vermiştir:
İnsanı, ateşte pişmiş gibi kuru bir çamurdan yarattı. Cann'ı (cinni) da 'yalın-dumansız bir ateşten' yarattı. (Rahman Suresi, 14-15)
Kuran'da haber verildiği gibi, meleklerin yaratılışı da insanın yaratılışından çok farklıdır. Ayette meleklerin yaratılışı şöyle bildirilmektedir:
Hamd, gökleri ve yeri yaratan, ikişer, üçer ve dörder kanatlı melekleri elçiler kılan Allah'ındır; O, yaratmada dilediğini arttırır. Şüphesiz Allah, herşeye güç yetirendir. (Fatır Suresi, 1)
Ayette yer alan ifadeden açıkça anlaşıldığı üzere melekler görünüm olarak da insanlardan çok farklıdırlar. Ayrıca Kuran'da hem meleklerin hem de cinlerin insanlardan önce yaratıldığı haber verilmektedir. Allah ilk insan olan Hz. Adem'i yaratacağı zaman, önceden yaratmış olduğu meleklere ve bir cin olan İblis'e Hz. Adem'e secde etmelerini emretmiştir. Ayette şöyle bildirilmektedir:
Hani meleklere: "Adem'e secde edin" demiştik; İblis'in dışında (diğerleri) secde etmişlerdi. O cinlerdendi, böylelikle Rabbinin emrinden dışarı çıkmıştı. Bu durumda Beni bırakıp onu ve onun soyunu veliler mi edineceksiniz? Oysa onlar sizin düşmanlarınızdır. (Bu,) Zalimler için ne kadar kötü bir (tercih) değiştirmedir. (Kehf Suresi, 50)
Allah için yaratmak çok kolaydır. Rabbimiz hiçbir sebep olmadan yoktan var edendir. Cinleri ve melekleri nasıl farklı şekillerde ve yoktan var ettiyse, insanı da evrime gerek olmadan, ayrı bir varlık olarak yoktan var etmiştir. Aynı durum hayvanlar ve bitkiler gibi diğer canlılar için de geçerlidir. Kuran'da bildirilen açık gerçek şudur: Allah bu canlıların hiçbirini evrimleştirmeden, yani türleri başka türlere dönüştürmeden bir anda yoktan var etmiştir.
Evrimi Savunan Müslümanlar, Hz. Musa'nın Asasının Yılana Dönüşünü, Hz. İsa'nın Üflediği Çamurun Kuş Olup Uçmasını Açıklayamazlar
Kuran'da Hz. Musa'nın elindeki asayı yere attığında, Allah'ın dilemesiyle bu asanın canlı bir yılana dönüştüğü bildirilmektedir. Hz. Musa asasını yere attığında, cansız bir ağaç dalı canlı bir yılana dönüşmekte, eline aldığında yılan tekrar cansız bir ağaca dönüşmektedir, sonra tekrar yere attığında yine can bulmaktadır. Yani cansız bir madde, canlanmakta, sonra ölmekte, sonra yine canlanmaktadır. Böylece Allah bu mucizesiyle insanlara, sürekli Yaratılış'ı göstermektedir. Ayetlerde şöyle buyrulur:
Böylece, onu attı; (bir de ne görsün) O HEMEN HIZLA KOŞAN (KOCAMAN) BİR YILAN (OLUVERMİŞ).
Dedi ki: "Onu al ve korkma, Biz onu ilk durumuna çevireceğiz." (Taha Suresi, 20-21)
"Sağ elindekini atıver, ONLARIN YAPTIKLARINI YUTACAKTIR; çünkü onların yaptıkları yalnızca bir büyücü hilesidir. Büyücü ise nereye varsa kurtulamaz." (Taha Suresi, 69)
"Asanı bırak;" (Bıraktı ve) ONUN ÇEVİK BİR YILAN GİBİ HAREKET ETTTİĞİNİ görünce, geriye doğru kaçtı ve arkasına bakmadı. “Ey Musa, korkma; şüphesiz Ben(im); Benim yanımda gönderilen (elçiler) korkmaz." (Neml Suresi, 10)
Hz. Musa elindeki asasını yere attığı anda, Allah'ın lütfuyla, cansız bir odun parçası, hızla hareket eden, diğer şahısların ortaya koyduklarını yutan, yani sindirim sistemi de olan tamamen canlı bir varlığa dönüşmektedir. Böylece Allah insanlara canlılığın nasıl yoktan var edildiğinin bir örneğini göstermektedir. Cansız bir madde, sadece Allah'ın dilemesiyle, yani "Ol" emriyle can bulmaktadır. Allah'ın Hz. Musa'ya lütfettiği bu mucize, eski Mısırlıların batıl evrim inanışlarını bir hamlede yerle bir etmiş, Hz. Musa'nın karşısına olan insanlar dahi hemen o an gerçeği kavrayıp, batıl inanışlarını bırakıp, Allah'a iman etmişlerdir.
Hz. İsa da putperest düşünceye, pagan inanışlara ve tahrif olmuş Museviliğe karşı mücadele yürütmüş, doğruyu ve hakkı anlatmış, ama o da asıl olarak ilk önce Yaratılış'ı ispat etmiştir. Kuran'da Hz. İsa'nın da çamurdan kuş biçiminde birşey yaptığı, sonra bunun içine üflediğinde, Allah'ın dilemesiyle, bu kuşun hayat bulup canlandığı haber verilmiştir:
Allah şöyle diyecek: "Ey Meryemoğlu İsa, sana ve annene olan nimetimi hatırla. Ben seni Ruhu'l-Kudüs ile destekledim, beşikte iken de, yetişkin iken de insanlarla konuşuyordun. Sana kitabı, hikmeti, Tevrat'ı ve İncil'i öğrettim. İZNIMLE ÇAMURDAN KUŞ BIÇIMINDE (BIR ŞEYI) OLUŞTURUYORDUN DA (YINE) IZNIMLE ONA ÜFÜRDÜĞÜNDE BIR KUŞ OLUVERIYORDU... (Maide Suresi, 110)
Bu kuş, hiçbir sebebe bağlı olmadan, Allah'ın dilemesi ve mucizesiyle, can bulmaktadır Cansız bir maddeden can sahibi olan kuş, Yüce Allah'ın örneksiz, sebepsiz, üstün yaratışının örneklerinden biridir. Hz. İsa da, Allah'ın lütfettiği bu mucizeyle, evrimci düşüncenin mantıksızlığını ve geçersizliğini gözler önüne sermektedir.
Kendilerince İslamla evrimi bağdaştırmaya çalışanların ise Rabbimiz'in bu mucizelerini açıklayabilmeleri mümkün değildir.
SONUÇ: Darwinizm Yıkılmıştır, Son Çırpınışların Faydası Yoktur
Bilim evrimin geçersizliğini ortaya koymuştur. Bu gerçeği gösteren eserler, belgeseller, konferanslar, sergilerle halkımız tam anlamıyla bilinçlenmiş, gerçeği görmüştür. Güneş bir kere doğmuştur, bazı kimseler kendilerince propagandalarla ve masallarla Güneş'in doğduğunu saklamak isteseler de, bu doğuşu geri çevirmeleri mümkün değildir. Halkımız lokantalarda, eczanelerde, alışveriş merkezlerinde fosilleri kendi gözleriyle görüp incelemiş, evrimin yaşanmadığına bizzat tanıklık etmiştir. Bundan sonra Darwinistler istedikleri hikayeleri anlatsınlar, istedikleri kadar aralıksız propaganda yapsınlar, istedikleri kadar baskı oluşturmaya çalışsınlar, evrimi ayakta tutmaları mümkün değildir. Evrim çökmüştür, Darwinizm ölmüştür. Devir, Darwinizm'in cenazesinin kaldırılması devridir. Evrimcilere tavsiyemiz, beyhude çabaları bir yana bırakıp, akılcı ve mantıklı davranıp, bilimsel verileri gözardı etmeyip, Darwinizmin yok olduğunu kabul etmeleridir.
24 Ocak 2010 Pazar
KURAN DARWİNİZM'İ YALANLIYOR
KURAN DARWİNİZMİ YALANLIYOR
Evrim teorisi denildiği zaman insanların aklına farklı kavramlar gelebilir. Bazı insanlar -genelde materyalist çevrelerden kişiler- evrim teorisinin bilim tarafından ispatlanmış bir gerçek olduğunu sanırlar. Oysa gerçek bunun tam tersidir, bilimsel yüzlerce delil evrim teorisinin geçersizliğini gözler önüne sermiştir. Ancak yine de söz konusu insanlar evrim teorisini şiddetle savunur, bu teoriye karşıt her fikri şiddetle reddederler.
İkinci grup, evrim teorisinin iddiaları hakkında bilgi sahibi değildir. Bu kişiler söz konusu teoriyle pek ilgilenmezler, çünkü Darwinist düşüncenin 1,5 asırdır insanlığa verdiği zararın farkında değildirler. Bilimsel yönden geçersizliğine rağmen evrim teorisinin hararetle savunuluyor olması, insanların karşısına bir dayatma olarak çıkarılması, onların gözünde bir sorun değildir. Bu konuda olan bitenlere tamamen gözlerini kapatmışlardır.
Bu kişiler teorinin bilim karşısında geçerliliğini yitirdiğini bilseler de, bu konuyu hiç önemsemedikleri gibi, önemseyenlere de bir anlam veremezler. Bu kişilere göre evrim teorisinin geçersizliğinin anlatılması için çaba sarf edilmesi, bu konuda kitaplar çıkartılması ya da konferanslar verilmesi gereksizdir. Çünkü onlara göre evrim teorisi zaten "eskimiş" ya da "bitmiştir". Halbuki bu kişiler ciddi bir yanılgı içindedirler. Evrimin köhne bir teori olduğu doğrudur, ancak evrim teorisinin aldatmacalarının deşifre edilmesinin gereksiz olduğunun düşünülmesi yanlıştır.
Üçüncü bir grup ise, materyalist telkin ve propagandalar sonucunda evrim teorisini bilimsel bir gerçek zanneden ve bu teori ile Allah'a iman arasında kendilerince bir "orta yol" arayan inançlı insanlardır. Bu kişiler, Darwinizm'in canlılığın kökeni hakkındaki senaryosunu aynen kabul etmekte, ancak bu senaryonun sözde Allah'ın kontrolünde olduğunu savunarak, evrim teorisi ile inanç arasında adeta bir "uzlaşma" sağlamaya çalışmaktadırlar.
Ancak bu üç farklı bakış açısı da yanlıştır. Ne bu teoriyi bilimsel bir gerçek gibi lanse etmek, ne önemsiz gibi göstermek, ne de bu teoriyi sözde "dine uygun" hale getirmeye çalışmak akılcı değildir. Çünkü kitap boyunca görüleceği gibi, evrim teorisi ideolojik arka planı olan, ateizmi sağlamlaştırmak ve temellendirmek amacıyla ortaya atılmış ve materyalist düşünceye sahip çevreler tarafından şiddetle sahiplenilmiş din ahlakına uygun olmayan bir düşüncedir. Materyalist felsefe üzerine bina edilmiştir ve dünya üzerindeki olayları yorumlayışı da "materyalistçe"dir. Charles Darwin tarafından ortaya atıldığından bu yana insanlığa çatışma, sömürü, savaş ve dejenerasyondan başka bir şey getirmemiştir. Bu nedenle konunun önemini iyi kavramak ve bu batıl düşünceye karşı ciddi bir fikri mücadele yürütmek gerekmektedir.
Bu sitede evrim teorisi çok farklı bir yönden ele alınacak, evrim teorisini savunan bazı inançlı insanların yanılgılarına cevap verilecektir. Yapılan çalışma bu yönüyle, evrim teorisiyle yaratılış gerçeği arasında kendilerince bazı ortak noktalar bulmaya, hatta Kuran'dan evrim teorisine sözde delil getirmeye çalışan birtakım Müslümanlara bir cevap niteliğindedir. Kuşkusuz bundaki amacımız evrim teorisini doğru sanan Müslümanları yermek değildir. Amacımız, evrim teorisi konusundaki yaklaşımlarının hatalı olduğunu izah ederek, onlara bu konuda fikren yardım etmek, daha doğru bir bakış açısı benimsemelerine vesile olmaktır.
Sitede üzerinde durulacak bir diğer konu da hiçbir bilimsel dayanağı olmayan Darwinizm'in, asıl olarak dini hedef alan bir teori olduğudur. Dolayısıyla kitapta Müslümanların bu teoriyi hafife almalarının, önemsiz kabul etmelerinin ve bu teoriyle fikri bir mücadele yürütülmesini gereksiz görmelerinin sakıncalarına dikkat çekilecektir.
Evrim teorisi gibi ideolojik anlam ifade eden ve İslam dininin gerçekleriyle çelişen bir teoriyi savunmak, inanç sahibi bir kişinin şiddetle kaçınması gereken bir durumdur. Belki böyle bir tutumun nedeni, bu teorinin bugüne kadar insanlığa getirdiği belalardan, din ahlakına düşmanlık besleyen çevrelerin bu teoriyi sahiplendiğinden, bu teorinin yaratılış gerçeğini kesin olarak reddettiğinden habersiz olmak olabilir. Bu durumdaki bir Müslümanın, hakkında bilgi sahibi olmadığı bu konunun peşinden gitmekten şiddetle sakınması şarttır. Çünkü bu, Allah'ın iman edenlere bir emridir. Kuran'da şu şekilde buyrulmaktadır:
Hakkında bilgin olmayan şeyin ardına düşme; çünkü kulak, göz ve kalb, bunların hepsi ondan sorumludur. (İsra Suresi, 36)
Örnek Müslüman tavrı ise, bir konuyu samimiyetle araştırmak, öğrenmek ve ona göre davranmaktır:
... İşte (Allah'a) teslim olanlar, artık onlar 'gerçeği ve doğruyu' araştırıp-bulanlardır. (Cin Suresi, 14)
Müslüman evrimcilerin de yukarıdaki ayetlerde bildirilen emir gereği, evrim teorisi üzerinde dikkatle düşünüp, daha sonra kapsamlı bir araştırma yapmaları ve vicdanlarının sesini dinleyerek karar vermeleri gerekir. Okuyacağınız bu site, bu konuda yol göstermek ve yardımcı olmak için yazılmıştır.
http://kurandarwinizmiyalanliyor.com/index.php
Evrim teorisi denildiği zaman insanların aklına farklı kavramlar gelebilir. Bazı insanlar -genelde materyalist çevrelerden kişiler- evrim teorisinin bilim tarafından ispatlanmış bir gerçek olduğunu sanırlar. Oysa gerçek bunun tam tersidir, bilimsel yüzlerce delil evrim teorisinin geçersizliğini gözler önüne sermiştir. Ancak yine de söz konusu insanlar evrim teorisini şiddetle savunur, bu teoriye karşıt her fikri şiddetle reddederler.
İkinci grup, evrim teorisinin iddiaları hakkında bilgi sahibi değildir. Bu kişiler söz konusu teoriyle pek ilgilenmezler, çünkü Darwinist düşüncenin 1,5 asırdır insanlığa verdiği zararın farkında değildirler. Bilimsel yönden geçersizliğine rağmen evrim teorisinin hararetle savunuluyor olması, insanların karşısına bir dayatma olarak çıkarılması, onların gözünde bir sorun değildir. Bu konuda olan bitenlere tamamen gözlerini kapatmışlardır.
Bu kişiler teorinin bilim karşısında geçerliliğini yitirdiğini bilseler de, bu konuyu hiç önemsemedikleri gibi, önemseyenlere de bir anlam veremezler. Bu kişilere göre evrim teorisinin geçersizliğinin anlatılması için çaba sarf edilmesi, bu konuda kitaplar çıkartılması ya da konferanslar verilmesi gereksizdir. Çünkü onlara göre evrim teorisi zaten "eskimiş" ya da "bitmiştir". Halbuki bu kişiler ciddi bir yanılgı içindedirler. Evrimin köhne bir teori olduğu doğrudur, ancak evrim teorisinin aldatmacalarının deşifre edilmesinin gereksiz olduğunun düşünülmesi yanlıştır.
Üçüncü bir grup ise, materyalist telkin ve propagandalar sonucunda evrim teorisini bilimsel bir gerçek zanneden ve bu teori ile Allah'a iman arasında kendilerince bir "orta yol" arayan inançlı insanlardır. Bu kişiler, Darwinizm'in canlılığın kökeni hakkındaki senaryosunu aynen kabul etmekte, ancak bu senaryonun sözde Allah'ın kontrolünde olduğunu savunarak, evrim teorisi ile inanç arasında adeta bir "uzlaşma" sağlamaya çalışmaktadırlar.
Ancak bu üç farklı bakış açısı da yanlıştır. Ne bu teoriyi bilimsel bir gerçek gibi lanse etmek, ne önemsiz gibi göstermek, ne de bu teoriyi sözde "dine uygun" hale getirmeye çalışmak akılcı değildir. Çünkü kitap boyunca görüleceği gibi, evrim teorisi ideolojik arka planı olan, ateizmi sağlamlaştırmak ve temellendirmek amacıyla ortaya atılmış ve materyalist düşünceye sahip çevreler tarafından şiddetle sahiplenilmiş din ahlakına uygun olmayan bir düşüncedir. Materyalist felsefe üzerine bina edilmiştir ve dünya üzerindeki olayları yorumlayışı da "materyalistçe"dir. Charles Darwin tarafından ortaya atıldığından bu yana insanlığa çatışma, sömürü, savaş ve dejenerasyondan başka bir şey getirmemiştir. Bu nedenle konunun önemini iyi kavramak ve bu batıl düşünceye karşı ciddi bir fikri mücadele yürütmek gerekmektedir.
Bu sitede evrim teorisi çok farklı bir yönden ele alınacak, evrim teorisini savunan bazı inançlı insanların yanılgılarına cevap verilecektir. Yapılan çalışma bu yönüyle, evrim teorisiyle yaratılış gerçeği arasında kendilerince bazı ortak noktalar bulmaya, hatta Kuran'dan evrim teorisine sözde delil getirmeye çalışan birtakım Müslümanlara bir cevap niteliğindedir. Kuşkusuz bundaki amacımız evrim teorisini doğru sanan Müslümanları yermek değildir. Amacımız, evrim teorisi konusundaki yaklaşımlarının hatalı olduğunu izah ederek, onlara bu konuda fikren yardım etmek, daha doğru bir bakış açısı benimsemelerine vesile olmaktır.
Sitede üzerinde durulacak bir diğer konu da hiçbir bilimsel dayanağı olmayan Darwinizm'in, asıl olarak dini hedef alan bir teori olduğudur. Dolayısıyla kitapta Müslümanların bu teoriyi hafife almalarının, önemsiz kabul etmelerinin ve bu teoriyle fikri bir mücadele yürütülmesini gereksiz görmelerinin sakıncalarına dikkat çekilecektir.
Evrim teorisi gibi ideolojik anlam ifade eden ve İslam dininin gerçekleriyle çelişen bir teoriyi savunmak, inanç sahibi bir kişinin şiddetle kaçınması gereken bir durumdur. Belki böyle bir tutumun nedeni, bu teorinin bugüne kadar insanlığa getirdiği belalardan, din ahlakına düşmanlık besleyen çevrelerin bu teoriyi sahiplendiğinden, bu teorinin yaratılış gerçeğini kesin olarak reddettiğinden habersiz olmak olabilir. Bu durumdaki bir Müslümanın, hakkında bilgi sahibi olmadığı bu konunun peşinden gitmekten şiddetle sakınması şarttır. Çünkü bu, Allah'ın iman edenlere bir emridir. Kuran'da şu şekilde buyrulmaktadır:
Hakkında bilgin olmayan şeyin ardına düşme; çünkü kulak, göz ve kalb, bunların hepsi ondan sorumludur. (İsra Suresi, 36)
Örnek Müslüman tavrı ise, bir konuyu samimiyetle araştırmak, öğrenmek ve ona göre davranmaktır:
... İşte (Allah'a) teslim olanlar, artık onlar 'gerçeği ve doğruyu' araştırıp-bulanlardır. (Cin Suresi, 14)
Müslüman evrimcilerin de yukarıdaki ayetlerde bildirilen emir gereği, evrim teorisi üzerinde dikkatle düşünüp, daha sonra kapsamlı bir araştırma yapmaları ve vicdanlarının sesini dinleyerek karar vermeleri gerekir. Okuyacağınız bu site, bu konuda yol göstermek ve yardımcı olmak için yazılmıştır.
http://kurandarwinizmiyalanliyor.com/index.php
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

















